Yağmur Arıcan: Bize Yalan Söylediler

Hepimiz dünyaya kız ya da oğlan bebekler olarak geliriz. Ailemiz bize nasıl kız ya da erkek olacağımızı öğretir. Oğlan çocuklardan erkek gibi davranması, kız çocuklarından ise kız gibi davranması yani sessiz ve uysal olması beklenir ve bu, yaşam boyu onların davranışlarını, seçimlerini ve kararlarını etkiler.

 

Toplumsal cinsiyet rolleri mekana ve zamana göre değişiklik gösterir. Bu durum da onun biyolojik değil, toplumsal olarak belirlendiğini destekler. Toplumsal cinsiyet eşitliği bir insan hakları meselesidir. Tam da bu çerçeveden bakıldığında toplumsal cinsiyet üzerinden şekillendiğini görebiliriz.

 

Evet, bize yalan söylediler, bize dayattılar, öğrettiler çünkü onlar da öyle öğrendi…

 

Beden üzerinden politika yapmaya aynanın karşısına geçtiğim ilk anda başladım. Öğretilmişliğin aksine makyaj yapmak, kadın kıyafetlerini denemek, erkek görünürlüğünü ret ettiğim yerde gördüğüm şiddetle, çenemin üzerinde kalan iz kadar ısrarcı bir mücadeleye girmiş olarak buldum kendimi. Cinsiyetsiz bir dünyanın kapılarını bana açan, rollerden arınmamı, içimden geleni özgürleştirmemi sağlayan ilk yaradır. Yaralarınızı seviniz; çünkü yaralardan da öğrenebiliyor insan…

 

 

“…bazı yaralardan sızan kanla,


tüm geleceğin yıkanır”

Didem Madak

Uzun zamandır benimsediğim şimdilerde daha bilimsel-somut araştırma fırsatı bulduğum, araştırdıkça heyecanla ve şaşkınlıkla beraber ‘tam da bu’ dediğim bir konudan bahsetmek istiyorum. ’Cinsiyet-sizlik’ Bir hiçlik gibi gelse de size, aslında içinde çokluğu barındıran bir tarafı var.

 

Sizin için seçilmiş, başkaları tarafından belirlenmiş bir hayatınız olduğunu fark ettiğiniz an; bir kırılma anıdır ve bunun karşısında özgürleşebilme girişimleriniz olacaktır. Ben bedenime atfedilmiş, indirgenmiş ‘cinsiyet’imi reddedebileceğimi fark ettiğim an özgürdüm. Bedenimle sınır-landırılmış olan rolleri; bedenime hapsedilmeme neden olacak aldatmacalar olarak görüyordum. Özgürleşmeye buradan başladım.

Reddetmeyle hiçsizleşip; çoklaşmayı deneyimledim. Özgürüm…

Cinsiyet çalışmaya başlayalı, yani işi gücü bir yana bırakıp cidden üzerine düşüneli bir hayli yolculuk ettim. İkili olduğu iddia edilen o iki uca -Kadın – Erkek- denilen şeye bayağı bayağı inandırılmış insanlar. Esnekliği bile kabul edilmeyecek boyutta işlenmiş modelleri var gerçekten. Toplumsal cinsiyet rolleri ile iyice kalıplara sokulmuş, giydirilmiş, öğrenilmiş kadınlık ve erkeklikler yaşanıyor. Bu gerçekten korkunç bir hapsolmuşluk hali olarak geliyor bana. İnsanın kendi bedenine dayatmalarla hapsedilmesi ve davranışlarının görülmeyen büyük bir güç ile herkesçe öğretilmesi en ufak bir esneklik halinde herkesçe acımasızca cezalandırılması…

Çevremizdeki insanların ne kadarı ‘kendi’ aslında? Kaçına kendi olması izni verilmiştir ki? Kaçımız özgürüz? Kaçımız bu aldatmacanın farkındayız? Kendini heteroseksüel kadın ya da erkekler olarak tanımlayanların tamamı özgür mü gerçekten? Peki ya translar? Pantolonu çıkarıp eteği giymiş olanlar nasıl lanetleniyor, cezalandırılıyor?

Ben Tanrı olsam düşünce gücüyle herkesin istediği karakter olmasını sağlardım. Dünya bir şiirin yaratım sürecine dönüşürdü böylece. Cinsiyet geçişkendir, geçişken olan kolay kontrol edilemez. Bu gerçekten korkanlar büyük yalanı sürdürmek için bizleri yok etmeye çalışıyor. Ya kendileri bunu yapıyor ya da azmettiriyor. Devlet eliyle işlenmiş sistematik bir sürü nefret cinayeti ile dolu geçmişimiz var. Ve birçoğu faili meçhul… Faili bulunanlar ise hukuk karşısında katile haksız tahrik indirimi ile sonuçlanmış. Ne büyük gurur! Eşcinselleri, transları, namakul kadınları evlerinde, caddelerde, sokaklarda öldüren katillerin gerekçesi; inandıkları yalanın ‘normal’ine uygun olmayanları yok etmekten başka ne olabilir.

Bizleri ne tek tek ne de topluca yok edemeyecekler. Baksanıza ne kadar baskı altına alınırsa alınsın ne kadar yok edilmeye çalışılırsa çalışılsın birileri bir yerlerde özgürleşip, buradayız, alışın diyor.

Bitmedi sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…

Denge bozmak gibi olmasın da, ya da olsun! Evet evet, denge kurulmuş sistemin dişlileri sorunsuz ve daha kolay işlesin diye. Tam da buradan çomak sokalım. Bize yalan söylediler. Gözlerinin önünde yeniden inşa edilen bedenler varken ikili düşünemiyor insan, yani sonra da cinsiyet meselesi üzerine daha ileriye gitmeme büyük nedendir bu yeniden inşalara şahit oluşum. Kadın bedeninden erkek bedenine, erkek bedeninden kadın bedenine evirilen… Birkaç operasyon ve hormon. Hepsi birer devrim. Hepsi bedende başlayan isyan ve bize söyledikleri yalanlara başkaldırı tadında.

Başkaldırmayı severiz biz dönmeler…

Beden ki onun üzerinden başlamışsan politika yapmaya; her şeye başkaldırırken görürsün kendini. İşte benim büyük aydınlanmam! Ailen, toplum ve devleti karşına alıyor, kendin olduğunu, kendileri olmaları gerektiğini haykıran ses sen oluyorsan, bedeninden başka hiçbir şeyin kalmamış demektir yanında. O kadar da kötü bir şey değil sanırım bu. Tam da bu noktada içlerinde bir yerde savaşmaktan daha güçlü bir yerdeyiz demektir. İçerde, o sarmalın tam içinde özgürleşmenin imkanı yoktur. Bazı şeyler uzaklaştıkça net görülür. Uzaklaşmayı seviyorum sınırları olan alanlardan…

Kadın ve erkek oldurulan biz, çok mu farklı dünyaların insanlarıyız? Yalan hepsi. Bize söylenen koca bir yalan. Yeniden inşa edilen bedenleri fark ettiğim an anlamıştım aslında. Aynı şeyin çok az farklısıyız. Ne öldürülmeyi, yok sayılmayı ne de sindirilmeyi hak etmeyecek zenginlikler ile dolu bedenimiz, biyolojimiz. Bazen biraz kadın, biraz erkeğiz; bazen ikisiyiz, bazen hiç biriyiz. Ama buna bir başkası değil, biz karar veririz. Çünkü dinlerin, toplumların, sistemlerin, iktidarın ve üzerimizde hakimiyet kurmaya çalışan hiçbir gücün kadını ya da erkeği değiliz. Memeleri olan erkekler deriz kendimize ya da penisi olan kadınlar. Tanımlamak zorunda bile değiliz kendimizi. Hepimiz birer HİÇiz. Hiç kadar çok ve özgürüz.

7-8 haftaya kadar anne rahmindeki bebeklerin uzuvları aynı. Östrojen/testosteron salgılanmaya başladıkça uzuv içe ya da dışa doğru büyüyor. Yani vajinada gördüğünüz klitoris, buzdağının görülen kısmı. İçe doğru büyümüş bir uzuv var aslında ve gayet de, o da uyarılınca erekte bile oluyor. İçerde diye kadın, dışarda diye erkek demişler ve sonra da renge, davranışa, yönelişe indirgemişler bu kavramları.

Genital yapının östrojenle vajinaya, testosteronla penise evrilmiş hali.

Ve testosteron kullanan vajina sahibi herhangi birinin hiç bir operasyon geçirmeden klitorisinin penise evrildiğini görüyoruz. Cinsiyet geçiş operasyonu yaptırmak isteyen bir trans kadının penisi, içe doğru 7-8 haftalıkken östrojen alan bebeğin uzvunda yaşadığı gibi içe doğru açılarak yerleştiriliyor.

Mutlaklığı uğruna dayatmalarla bezenmiş, mutlaklığından sual edip farklı davrananların ‘hasta’,’sapık’,’sapkın’ olarak görülüp yok edildiği dünyamızda bundan daha büyük bir yalan var mı? Soruyorum…

 

“…siz inanmayın bir gün değişir elbet

Güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü”

Arkadaş Zekai Özger