Ufuk Uras : Neden Yeşil Sol?

23. dönem İstanbul Milletvekili
“Her zaman boğanın tarafını tuttum, matadorun değil.” Eduardo Galeano
Neden olmasın ki? Daha iyi bir öneriniz mi var? Dünyada bütün yaşananlara, olan bitene karşı, hiçbir şey olmamış gibi davranıp, kafamızı devekuşu misali doktrin havuzlarına sokup, Neandertal sol gibi mi davranacaktık? 1989 olmamış, Berlin duvarı yaşanmamış gibi mi hayata bakacaktık? Hala 19.yy’da mı soluk alacaktık? Sosyal demokratlar gibi hem Lorca’ya hem de Franco’ya mı aşık olacaktık? Tabii ki tercihimiz Yeşil Sol. Çünkü özgürlükçü sol müktesabatın yeşil hareketle buluşmasının yaratacağı ufuk genişliği ve çok anlamlı bir dünyanın sunduğu imkanlar bizim için önemli.
Bu sürede sorunlar yaşamadık mı? Tabii ki yaşadık, ama neyse ki son derece kişisel sürtüşmelerin bir politik arka planı bulunmadığı için ayrışan, darılan, küskünleşen ve yabancılaşan arkadaşlarımızın birçoğuyla yeniden buluşmaktan memnunuz. Memleketin bu vahşi ortamında ayrı gayrı durmak lüksümüz yoktu zaten. Yoksa hepimizi teker teker avlıyorlar. 12 Eylül’ün siyasi yasaklara benzer kişilere yönelik ambargo istekleri zaten lügatımızda yer alamazdı. Böyleleriyle de buluşamadık zaten.
Uluslararası ölçekte kuruluşuna çok emek verdiğimiz Avrupa Sol Partisi’yle (ASP) ve Yeşiller hareketiyle sonunda sağlanabilen eşanlı ilişkinin de bizi çok zenginleştireceğini düşünüyoruz.


Kapitalizme karşı mesafemizle ekolojik mücadele özlemlerimizin Avrupa ve dünya ölçeğinde de bu siyasi paradigmalar arası yaklaşım üzerinde çok olumlu etkileri olacaktır.
Ülkemiz şartları hızla yaklaşan yerel seçimlerinde hem ortak tutumlara destek sağlamayı, hem de mümkün olursa kendi pilot çalışmalarımızı yapmayı gerektiriyor. Özelikle HDP fikriyatı üzerinde olumlu katkılarımız da oldu, oradaki çoğulculuğun yarattığı vasatiliğe teslim olduğumuz da. Partimiz gibi HDP’nin de bu yıl gerçekleşen 5. yıl kutlamalarında somut katkılar yapan bir bileşen olarak gösterdiğimiz dayanışma, siyaseti bir yana bırakın ahlaki bir anlam yüklüdür. Normal zamanlarda değil kriz zamanlarında nasıl davrandığınızla ölçülür davranışlar. Dün ortalıkta görülenlerin, atıp tutanların, bugün sırra kadem basması memleketimizden insan manzaralarını ortaya koyuyor.
Bugün yaverini bile kontrol edemeyen, yönetemeyen siyasi aktörlerin ülkeyi yönetmesinin sonuçlarını ağır faturalar ödeyerek yaşıyoruz. Muhtemel seçimin yeni ve sürpriz seçim sistemine karşı hızla örgütlenmemizi tamamlamalıyız, sokak sokak, neden Yeşil Sol siyasete ihtiyaç olduğunu anlatarak.
Türkiye siyasetinde bazı konularda aldığımız somut tutumların iftihar vesilesi olduğunu söylemeliyim.
Irak Kürdistanı referandumunda %92’lik iradeye rağmen Kürt halkının kendi kendini yönetmesini bile tartışma konusu yapabilen üstenci ve kibirli yaklaşımlardan uzak kaldığımız için çok mutluyuz.
Düşünebiliyor musunuz, 21.yy’da Lenin’in emperyalizm teorisinden yola çıkanlar, söz konusu ulusların kaderini tayin hakkı olunca, “19.yy’ın teorileriyle mi dünyaya bakacağız, Lenin’e bakarak tartışmak anlamlı değil” diyebildiler hiç sıkılmadan.
Yeşil Sol’un özgürlükçü siyaset anlayışı, otoriter solun ulusalcı, mazeretçi, egemen ulus destekçisi tutumları karşısında önemini ortaya koydu.
Yeni dünya düzeninin sınırlarını veri alıp, sınırların değişmeyeceği tutucu ve statükocu yaklaşımı benimseyenler, ulusların kendi kaderini tayin hakkının taktik ve belli koşullara bağlı bir yaklaşım olduğu tahrifatını yapabildiler ve bağımsızlık karşıtı sosyal şoven politikaları aklamaya yeltenebildiler.
Her halde sol dünyaya İspanyol faşistlerinin gözüyle ve benzer argümanlardan yola çıkarak bakamazdı. Ne demişler, “Gafile kelam, nafile kelam.”
Bir hakkı tanımak onun kullanım hakkını savunmaktır. Diyelim, “Eğitim hakkını tanıyorum, ama onun kullanım hakkına karar vermek sana düşmez” denilemez. Irak’ta merkezi yönetim çökmüşken ve despotik karakteri ortadayken, “zaliminle niye bir arada yaşamıyorsun?” demek somut koşulların somut tahliline uymaz. Üstelik ayrılma hakkı bir arada yaşama ilkesini dışlamaz. Çünkü bu siyasi coğrafya homojen değildir, o yüzden pekala çoğulculuğu içerebilir.
Bütün milliyetçiliklerin temeli ulus devlet inşa projelerine dayanırken, milliyetçiliğe karşı ulus devleti savunmak gibi bir akıl tutulması için herhalde Baasçı uluslararası ilişkiler uzmanı bir gazeteci olmak gerekiyor.
Daha dün, Karabağ sorununda “Sovyet vatandaşlığı” kavramı Ermeni ve Azerbaycan komünist partilerinin ulusalcı kavgalarına meze olmuşken, somut gerçeklerle yüzleşme kolaylıkla ertelenebiliniyor.
Ulusalcıların kurumsal cehalet ve sefaletinden uzak durmamız açısından Yeşil Sol Parti’nin enternasyonalist perspektifi önemli bir imkan sunuyor.
Hiçbir kelam ve ahkâm, halkın iradesinin yerini tutamıyor. Bölgedeki gerçeklik karşısında alternatif, çoğulcu bir öneri/model geliştiremeyen egemen ve militarist irade, savaş politikaları dışında her türden diplomasi ve müzakereye kapalı gözüküyor. Soy merkezli dış politika sorunları derinleştirmekten başka bir işleve sahip değil ve bunu yerlilik ve millilik olarak takdim ediyorlar.
Emek- sermaye çatışması dışında her şeye kör olanlar, ne patriarkayı fark etti, ne de yaşam ve ölüm gibi en temel çelişkiyi ortaya koyan küresel ısınma ve iklim değişikliğinin insanlığın önüne koyduğu ölümcül riskleri algılayabildiler.
Peki, “Suriyeli mülteciler yüzünden Karadeniz’deki insanlar işsiz kalıyor” gibi bir ırkçı yaklaşıma ne demeli? Yerel seçimlerde adaylarımızı bu kafa yapısı yine merkezden mi belirleyecek? Fikri Sönmez Yerel Yönetimler Sempozyumu’muzda doğrudan demokrasi perspektifimizi ve düzenden kopuş deneyimlerimizi dostlarımızla birlikte ortaya koyduk. Halkın iradesine ipotek koyan kayyum siyasetine karşı yerel seçimlerde hep birlikte hodri meydan diyeceğiz.
Her gün bu kadar insanımız ölürken şiddet ve teröre karşı barış ve diyalogdan yana büyük bir mutabakata ihtiyacımızı var. Klişeleri tekrarlamak düşünme faaliyetinin yerini almamalı.
Yakın bölgemiz savaş sarmalına girmişken inatla barış siyaseti için ortak bir bellek gerekiyor. Bellek kaybı kültürün intiharı anlamına geliyor.
Terapistlerin kendilerine terapi yapamamaları gibi siyaset dünyasında da kendini nesnel bir değerlendirmeye tabi tutmak kolay değildir. Devraldığımızdan daha güzel bir dünyayı gelecek kuşaklara devretmeyi arzuluyoruz.
Fernando Pessoa, “Siyasi bir fikre sahip olma, hiçbir fikre sahip olmamamın en kolay yoludur” diyordu. O yüzden fikir dünyamızın siyasetle sınırlı kalmaması için farklı kanallardan beslenmeyi önemsiyoruz.
Zihniyetimizle pratiğimiz arasındaki köprüye siyaset diyoruz, aslolan köprünün havada kalmaması için ayakları güçlendirmekte. Ancak vicdanlarda yer alan hareketler tarihi belirliyor, yoksa tarih dışı kalıyorsunuz.
Yeşil Sol, yeni bir paradigma arayışının ürünüdür ama bir ayağı eski paradigmada bir ayağı yeni paradigmada siyaset yapılamaz. Yeni paradigma eskisiyle mücadele içinde inşa edilir. O yüzden bu geçiş süreci siyasi rönesansını tamamlayarak milenyum dünyasının ihtiyaçlarına yanıt vermiş bir Yeşil Sol Parti’yle taçlandırılacaktır. Bu nedenle, dönen dönsün, biz dönmeyeceğiz yolumuzdan.
Bütün bu olgusal gerçekler ve toplumsal ihtiyaçlar ortadayken, tabii ki inadına Yeşil Sol Parti.