Özlem Özgür Arıkan; Seçim ve Ötesi

 

Adil koşullar altında başlamadığından adil bir şekilde sonuçlanmasını da beklemediğimiz, yine de kendi üzerimize düşeni elimizden geldiğince yaptığımız orotoryo tadındaki seçimden sonra, ben de herkesin yaptığını yaptım; dinledim, konuştum, izledim ve okudum.

Allahtan bizim cenahta yenilgi duygusu daha zayıf sokaktaki vatandaşın aksine. “Ne yapacağız şimdi, her şeyi kaybettik” diyenlere hep aynı tavsiyeyi verdim o yüzden, “örgütlenin”… Hem kazanmak kaybetmek kelimeleri bu sürece yakışmıyor, seçim sonuçları diğer türlü olsaydı, “kaybettiğini” düşünenlerin haline sevinmeli miydik biz de? Birlikte kazanabileceğimiz bir zaferin peşindeyiz biz, mümkün olduğunca kalabalık…

Önümüzdeki günler bizi ağır bir ekonomik krizle yüzleştirecek muhtemelen. Sistemin tamamına sahip olmadan bu durumu yönetemeyeceğini düşünen bir iktidarın, belediye seçimlerini öne çekmesi ihtimal dahilinde dolayısıyla. Ama bunun sürdürülebilir bir düzen olmadığı ilk günden beri söylediğimiz bir şey.  Batının bizi kıskandığı ve hatta onlara borç para verdiğimiz bir dünya hayalinden kriz gerçeğine düşen şaşkın milyonlara, elinde gerçekleri tutan ve bunları en samimi şekilde anlatabilenlerden olmak için hazırlanmalıyız.

Velhasıl, sonraki haftanın en kesin neticesi, duygusal bütünlüklü bir örgütlülüğün hiçbir seçimle aslında kaybedemeyeceği, hiçbir kayıpla yenilgi duygusunu yaşamayacağı gerçeği idi benim için.

Yani, ezberlere değil, yeni keşiflere ve yenilenmeye dayanan, birlikte durmanın “zaten 3-5 kişiyiz, bozmayalım” tadından, üç kişi de olsak doğru yerde durduğumuz ve tutarlılığımızı kaybetmemek için maksimum özen gösterdiğimiz o iradeden beslendiği, gerçek sorunlara gerçek çözümler üretebildiğimiz kadar sahici ve samimi olduğumuz an, yenilmek/kaybetmek anlamsız iki kelimeden öteye gitmiyor aslında.

Sağlıkta dönüşümü anlatmak mesela yetmemeli bize, bu sarmaldan nasıl çıkacağımızın el kitabı da kolumuzun altında gitmeliyiz her nereye gidiyorsak. Kapitalist mantıkla düşünürseniz sağlık harcamalarını azaltmak için geri ödemedeki hizmetleri eksiltmeyi veya hasta katılım paylarını arttırmayı planlayabilirsiniz; ya da benim gibi düşünüyorsanız sağlıklı bir toplum inşaa etmenin yollarını ortaya koyabilirsiniz. Koruyucu sağlık hizmetleri bir zihniyet olarak yaygınlaştırılmadıkça ve bireyin sağlıklı olması için gerekli diğer önlemlerle yan yana konmadıkça, bu düzenin yeni hastalar ve yeni mağduriyetler yaratmasının önüne geçemezsiniz. Sağlığı ücretsiz verilen bir hizmete dönüştürseniz bile hem de…

Mesela temiz gıdaya erişme hakkının olmadığı bir yerde sağlıklı yaşamdan bahsetmek olası değil. Temiz gıda öyle bir başlık ki, içine bildiğimiz her türlü hak gaspı giriyor. Suyun, toprağın, çiftçinin, tohumun, emeğin sömürüsü bu hakkı acımasızca elinizden alıveriyor. Bir bakmışsınız tarladan size gelene kadar %500 fiyatı artmış ürünleri yiyerek hasta bir bireye dönüşmüşsünüz. Doktorun biri size kanser tanısı koymuş veya bir diğeri çocuğunuz olması için yine dışardan müdahaleli, ilaçlı yöntemler öneriyor. Çocuğunuz ise doğduğundan beri atopik cilt tanısı ile geziyor ve alerjik astımı yüzünden sokağa çıkaramıyorsunuz. İlaçlı konvansiyonel tarımın hasta ettiği bünyeniz için şifayı yine hiçbir şeyi tedavi edemeyen bu sistemde arıyorsunuz.

Çünkü zannediyorsunuz ki, büyük resim “kapitalizm yıkılmaz, çok büyük tekeller var, tohumu onlardan almaya mecbur bırakılıyoruz, mecbur bu gıdaları tüketecek ve hastalıklarla yaşamayı öğreneceğiz” diyor. Ki değil!

Yerli tohumlarla ilaçsız gübresiz ekolojik tarım yapan yerel üreticiler, topluluk destekli tarım modelleriyle çiftçileri destekleyen gönlü güzel insanlar, gıda toplulukları var. Aracısız, komisyonsuz, ederinde ve sağlıklı gıdaya ulaşmak için 5-6 ailenin bir araya gelmesi yetiyor, döngü kendini çevirebildiği gibi etrafındaki diğer üretici ve tüketicileri de birer türetici’ye¹ dönüştürüyor. Aquaponic² gibi alternatif üretim teknikleri veya bioremediasyon³ ile toprağı atıklardan arındırma şansımız, onarıcı tarım alternatiflerimiz var. Umut vaat eden seçeneklerin günden güne geliştirildiği bir çağda yaşamak bu yüzyılın hatta son 10 yılın tek kayda değer getirisi galiba. Biz ilk defa duysak da seçeneklerimiz çoğalıyor.

Daha önceden de üzerine bir dolu laf ettiğim bisiklet var mesela ulaşıma alternatif. İnanması güç gelse de pedalı çevirdiğiniz ilk anda dünya değişiyor. Bu kişilerin talep büyütmesini sağlamak, son noktada pek çok parametreyi değiştirecek bu gücü savunmak çok da zor olmasa gerek.

Hemen her konuda söz söylemeyi marifet bilen ve tek adamların zihninden çıkan önerilerle ülkeyi yöneten iktidarlarla yaşıyoruz uzun yıllardır. Oysa bizler, iktidar olmanın acemisi bir fikrin arkasındayız, acemiliğimizi gizleyeceğiz derken sahici olmaktan uzaklaşırsak, biz de ezberlerle hareket edersek cin fikirli ülkem insanı bunu elbet anlayacaktır. Tam aksine, bu millet bağıran siyasetçiyi, boş vaatleri sever gibi ezberleri, pazarlamacı sözlerini bir kenara bırakma vakti. Büyük bir oyun masası olarak düşüneceksek, masanın etrafında sadece siyasetçileri, kendini politik tanımlayan kitleyi koymak oyunu hem sıkıcı hem de çözümsüz bir hale getiriyor. Olabildiğince çok ve alanında bilgili insanı toparlayarak ülkemizin gelecekteki halini birlikte kurgulamak lazım gelir. Politik olsun ya da olmasın sokaktaki insana değemiyorsanız, sorunlarına onun ne çözüm sunduğunu dinlemiyorsanız, zorbalık yapıyorsunuzdur. Oyuna sevmediğiniz çocuğu almamaktır aslında bu.

Şimdi tam da vaktidir, gittiğimiz her yerde insanları dinlemenin, dijital dünya çocuklarıyla sohbet, video ile tanıklık etmenin, onarıcı tarımın ne olduğunu merak edip belki bir gıda topluluğuna dahil olmanın ve kesinlikle pedal çevirmenin. Salı toplantılarıyla varamadığımız noktaya belki o pedallarla ulaşırız.

Her ne ise etkilenenleri dahil etmeden vardığımız her sonuç yanlışlanabilir. Kadınlar, işçiler, öğretmenler, Suriyeliler!! Uzman bilgisini, yaşayanların da kendi bakış açıları ile yan yana koyup çözümler üretebilmeliyiz. Bu çözümleri metodolojik olarak sunabilmeli ve kesinlikle ihtiyaç duyulan her alanda yenileyebilmeliyiz.

En nihayetinde söylemek istediğim şey şu, kapitalizm çift başlı bir ejderha misali yenmez yenilmez bir canavar değildir. Ama insanlar bununla tek başına yüzleşmeye çalıştıklarında çoklukla ezilirler. Birlikte olmak, birlikte taleplerde bulunmak, ortak akılla kentler, yöntemler tasarlamak, ihtiyaçları en küçük faydalanıcıdan başlayarak belirleme gayretini göstermek düşündüğümüzden daha önemlidir. Tepeden inme boş vaatler düzen partilerinin içi boş söylemleridir, sadece söylendiği an heyecan yaratır. Üstelik tamamen doğru da olsa, politik sözler duyanda bir anda aydınlanma yaratmamaktadır. Faşizmi anlatmak elbet boynumuzun borcu, brifing verir gibi değil lakin. Dokunarak, dahil ederek, birlikte oynayarak (!) mümkün.

Çünkü aslında zorbaları kimse sevmez, onlardan sadece korkar ama bir fırsatını bulunca da devirmek isteriz. Pek çoğunun ruh hali tam olarak böyledir. Korkmayanların sayısını çoğaltmak da bizim mücadelemiz olmalıdır.

 

 

¹Türetici; tercihlerinin doğal döngüdeki yerini ve etkilerini bilen ve buna göre hareket eden kişi

²Balık havuzları üzerinde bitkilerin yerleştirilip bir ekosistem kurulduğu, balık atıklarının bitkiler için besin, bitkilerin de suyu temizleyen aracılar olarak simbiyotik bir döngüyü devam ettirdiği ekolojik bir tarım metodu.

³Probiyotik mikroorganizma etkisiyle topraktaki geçmişten kalma ilaç-gübre kalıntılarının temizlendiği ve iyileştirildiği bir onarıcı tarım metodu.

Okuma önerisi: Türkiye’de Devlet ve Sınıflar, Çağlar Keyder