Naci Sönmez; Toplumsal İhtiyaçlara Yanıt Üretecek Bir Muhalefet Hareketi İçin Birkaç Başlık!

Türkiye’nin yakın geçmişine baktığımızda, toplumsal muhalefet açısından kazanım olarak görülebilecek bir başarı hikayesinin yazılamadığını bilerek söze başlamak en doğrusu. Bu başarısızlığın bugün üretmiş olduğu sonuç ise AKP eliyle inşa edilen yeni iktidar bloğunun 24 Haziran seçimleriyle finalini yapmış olduğu başarı hikayesidir.

Geride kalan on/on beş yıl içerisinde özellikle demokratik sol muhalefetin mücadele geçmişi açısından, süreci kavrama ve yönetme noktasında, parçalı bir politik/pratik yaşamış olduğunu saptamak gerekir. Muhalefetin bu parçalı durumu karşısında iktidar bloğu ise bütünlüklü ve istikrarlı bir şekilde toplum nezdinde güven tazelemeyi başarmış durumdadır. Bu başarısını yeni kazanımlarla pekiştirmiştir.

Bu yazının konusu olmamakla birlikte, aslında solun ideolojik/politik krizi ve bunun toplumsal pratik içinde üretmiş olduğu savunmacı, iddiasız ve öngörüsüz siyaset, iktidarın başarıya ulaşmasındaki belirleyici nedenlerden birini oluşturmaktadır. Sol bütün dünyada kaybedilmiş olan ideolojik hegemonyanın yansımalarını bu topraklarda da derin bir kriz halinde yaşamış ve toplumsal mücadele pratiklerinde de bu krizin etkisiyle güncel siyasete çözüm üretmekte ikircikli, toplumsal ihtiyaçları karşılayamayan bir gerçekliğe yenik düşmüştür.

Bu başarısızlığın hikayesi 12 Eylül rejimi karşısındaki tutum alışında ve ikircikli siyasetinde saklıdır. 12 Eylül sonrasının mücadele pratiğinde, toplumdaki değişim isteğine hak ettiği ölçüde müdahale edememiş, özgürlüklerin yeniden kazanılması ve genel olarak demokrasinin kazanılma mücadelesinde açılımların, toplumsal taleplerin taşıyıcı öznesi olmakta, sistemin siyasi aktörleri karşısında gündemin gerisinde kalan bir çizgiye hapsolmuştur.

Farklı eşiklerde toplumsal talepleri dillendirmeyi başaran, bunun mücadelesini sürdüren sol muhalefet, değişim taleplerinin öncülüğünü yaparak rol üslenebilecek bir akılla, geniş kitlelerin bu değişim talebini kazanıma dönüştürebilecek bir radikal hareketi örgütleyememiştir. Reform taleplerini karşılayacak bir halk hareketinin inşa edilebilmesinde sorunun tarafı olan kesimlerle dönemin devrimci mücadelesini örgütleyememiştir.

16 Nisan referandumu ve devamında 24 Haziran seçimleri ile bu eski rejimde artık tarih olmuş, eskiyi aratacak düzeyde yeni bir baskı rejimi için iktidar elini daha da güçlendirmiştir. Elbette her şey tamamlanmış değil, ancak hiçbir şeyin değişmediği anlamına gelecek yaklaşımlarla da yeni dönemin realitesini anlamak ve gerçekleştirilebilir bir politika oluşturabilmek artık mümkün değildir.

Toplumsal muhalefetin güç toplayabilmesinin, gelişmelere ve özellikle kriz anlarına doğru müdahaleler yapabilmesinin yolu, toplumsal ihtiyaçları doğru analiz etmesine bağlıdır. Geride bıraktığımız yıllarda muhalefetin toplumun beklentilerini taleplerini çoğunlukla okumakta ve çözüm geliştirmekte başarılı olduğunu söyleyebilmek mümkün değil. 16 yıldır iktidarı elinde tutan güçler ve siyasi temsilini yapan AKP, esas olarak muhalefetin bu eksikliğinden yararlanarak, bugünkü rejim değişikliğini başarılı bir şekilde yönetmiştir.

Bugün eski argümanlarla ve parlamenter sistemin savunusuna dönüşecek bir muhalefet aklıyla demokratik sol muhalefeti inşa etmek olanaklı olamaz. Artık yeni duruma uygun bir pozisyon belirlemek ve zaten oldukça etkisiz kılınmış olan parlamentoya sıkışmayacak, yeni bir siyasete, yol haritasına ihtiyaç var. Esas olarak bir süredir toplumsal muhalefetin genişleme stratejisi olarak tartıştığı ancak bir türlü bu konuda ortaklaşamadığı başlıkların temelden ele alınması gerekir.

Bunu yapabilmek için öncelikli olarak, toplumun temel beklentisine yanıt üretecek yeni bir program ve yol haritası üzerinde konuşmak ve anlaşmak gerekir. Muhalefet alanında elbette her bir siyasi yapı, hareket ve partinin kendisine göre ideolojik/politik öncelikleri olacaktır. Bu öncelikler bu yapıların varlık gerekçeleridir. Muhalefet alanındaki parçalı durumun nedeni bu ideolojik/politik önceliklerden değil, bu önceliklerin günün ihtiyacı olan mücadele pratiklerine dayatılması ve olmazsa olmazlar olarak masaya sürülmesinden kaynaklanmaktadır.

Toplumun bugünkü temel talepleri ve beklentileri, solun farklı yapılarının ideolojik/politik öncelikleri ve hedefleri ile karşılanamamakta, bu da sol yapılarla geniş kitleler arasında mesafenin giderek açılmasına neden olmaktadır. Solun uzun vadeli hedefleri ile toplumun güncel beklentileri arasında asgari bir demokrasi mücadelesi kurulmasında sorun yaşanmaktadır. Bu hedeflere ulaşabilmek açısından bugün Türkiye toplumunun tercihlerini sınıfsal çelişkiler üzerinden yapabileceği bir normalleşmeye ihtiyaç var. Bugünkü tercihlerinin sebebi olan toplumsal sorunların, inancı ve kimliği ile ilgili problemlerin çözümüne odaklanmak, günün en temel görevi olarak önümüzde durmaktadır.

Türkiye bugün normal bir burjuva sisteminin hukukundan, demokratik kazanımlarından uzak, hukuksuz ve keyfi bir şekilde yönetilmektedir. Farklı kimliklerin, inançların ve ötekileştirilmiş olan toplumsal kesimlerin taleplerine yoğunlaşmadan, daha uzun vadeli hedeflere ve insanların sınıfsal tercihlerini öne çıkararak tutum alacakları bir siyasi duruşa toplumu yoğunlaştırmak mümkün değildir. Bunun toplumun farklı kesimlerinde yarattığı hoşnutsuzluk ve huzursuzluk, bugünkü iç gerilimin, kutuplaşmanın nedenini oluşturmaktadır.

Türkiye’nin gerek ekonomik gerekse siyasi istikrarı açısından, uzun yıllardır çözüm bekleyen sorunları var. Kürt sorunu bunlardan birisi. İnanç özgürlüğü, azınlık hakları ve demokrasi açığının doğurduğu birçok mesele çözüm bekleyen önemli başlıklar. Doğal olarak, toplumun farklı kesimleri bu temel başlıkların çözümü açısından solun kendi ideolojik öncelikleriyle tüm bu sorunları belirsiz bir bahara ertelemek anlamına gelen tutumlarıyla arasına mesafe koymaya ve daha gerçekleştirilebilme şansı olabilecek arayışlara yaklaşmaya eğilimli.

Yakın geçmişimizde bu talepleri kim dile getirmişse, bu konuda bir eylem planı ortaya koymuşsa toplumsal destek o yöne akmıştır. 12 Eylül sonrası da bu toplumsal taleplere yoğunlaşan ve gerçekleşebilir program ortaya koyan siyasal güçler toplumun derinliklerinde karşılık bulmuşlardır. Aslında AKP ortaya çıktığı süreçte Türkiye’nin bu temel meselelerinde rakibi olan siyasi yapılara göre daha reformcu bir programla radikal çıkış yaparak toplumun farklı kesimleri açısından iyimserlikle karşılanma şansını bulmuştu. Daha öncesinde ANAP’a gösterilmiş ilginin yeni adresi bu dönemde AKP olmuştu. Sol bütün bu geçmiş süreçte, ütopik olmaktan uzaklaşıp, günün talepleriyle buluşup, toplumun farklı kesimlerinin ilgisini çekememiştir.

Son yıllarda aynı AKP gerek değişen ittifakları gerekse özellikle bölgede Ortadoğu’da ortaya çıkan duruma bağlı olarak, Türkiye’nin çözüm bekleyen temel sorunlarında, kendisinden öncekilerin izlemiş olduğu yolu izleyerek, bugünkü rejim değişikliğini toplumun farklı kesimlerinin taleplerini bastırmak, muhalefeti susturmak için inşa sürecine girmiştir. Elbette bu sadece AKP’nin siyasal tercihi değildir. Bugün AKP’nin ittifak ettiği iktidar bloğunun bu çizginin oluşmasında oldukça belirleyici bir etkisinin olduğunu görmek gerekir.

Bugün toplumsal ihtiyaçlar açısından, ekonomik istikrar ve sürdürülebilir, yatırıma/istihdama ağırlık veren bir ekonomik politika temel başlıktır. İşsizliğin, gelir adaletsizliğinin derinleştiği, iş güvencesi ve ekonomik istikrarın gelgitlerin oldukça fazla olduğu bir iktisadi düzen geniş kitleleri huzursuz etmektedir. Bu konuda güçlü bir seçeneğin yaratılamaması mevcut iktidardan beklentiyi devam ettiren bir toplumsal iradeyi de sürekli yeniden üretmektedir.

Sol muhalefetin temel açmazı, siyasi alana yoğunlaşması, demokrasi mücadelesine ekonomik sorunlar açısından bir başlık açamamasıdır. Bu konuda kurulan cümleler solun tarihsel sınıf perspektifinin dışına çıkamamakta ve bu toplumun geniş kesimlerinde inandırıcı ve gerçekleşebilir bir gelecek umudu olarak görülmemektedir. Bugün yeni döneme ilişkin yeni bir muhalefet hareketi inşasına kafa yorulacaksa, toplum açısından oldukça belirleyici olan iktisadi alana dair kapsamlı bir reform programına ve bunun gerçekleştirilebilme şansına dair inandırıcı bir siyasetin oluşturulmasına ihtiyaç var. Solun toplumda tartışmalı hale gelmiş geçmiş referanslarının dışında güne dair çözüm sunan radikal iktisadi politikaların oluşturulması zorunludur.

Muhalefetin bu yeni döneme dair en önemli problemlerinden birisi de ortaya koymuş olduğu değişim fikrini gerçekleştirecek bir yol izleyememesidir. Yakın geçmişte yazılanlara, önerilenlere bakılacak olursa, aslında hatırı sayılır bir süredir, farklı sol yapılar değişime ve yenilenmeye dair güçlü politikalar ortaya koymuşlardır.  Ancak ortaya koyulan eylemler, sosyal pratik içindeki tutumlar geleneksel siyaseti aşamamış, solun yenilenme iddiası pratik mücadele ile desteklenememiştir.

Türkiye’nin demokratikleştirilmesi başlığı olarak somutlanabilecek mücadele perspektifi aslında sistemin merkez siyasal güçleri karşısında aşağıdan yukarı halkın katılımı ile bir demokrasi inşa etme iddiasıdır. Bu da aslında çözüm bekleyen demokratik sorunların taraflarıyla birlikte bir demokrasi mücadelesini kurma iradesidir. Kürt sorununu çözmek istiyorsanız, Kürtlerin siyasi muhalefeti ile birlikte olacaksınız demektir. İnanç özgürlüğünü gerçekleştirecekseniz bu konuda ayrımcılığa uğrayanlarla birlikte siyasi mücadele içinde olacaksınız demektir. Azınlık hakları ile ilgilenecekseniz, azınlıkları kabul eden ve onlarla birlikte bir çözüm arayışına gireceksiniz demektir. Bu başlıkları çoğaltmak mümkündür.

Bu konuda muhalefetin geride bıraktığımız yıllarda ortak bir akılda birleşemediğini görüyoruz. Son yıllarda HDP solun bu konudaki niyetlerini pratikte gerçekleştirmeyi başarmış bir çıkış olarak değerlendirilebilir. Örgütsel ihtiyaçlardan çok toplumsal ihtiyaçlar üzerinden oluşturulan bir deneyim olmuştur. Klasik/geleneksel sol öncüllerle değil, toplumsal ihtiyaçları giderecek bir ilkeler ittifakıyla kurulmuştur. Başlangıçta kuruluşuna ortak olan yapılar HDP’ye farklı saiklerle dahil olmuşlarsa da zaman içinde HDP için ortak bir akıl oluşturmayı murat etmişlerdir. Ancak geldiğimiz aşamada bu konuda istenen sonucun üretilmiş olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Her bir yapı gelmiş olduğumuz süreçte kendisine göre bir HDP tarif etmekte, bu da HDP’yi içeriden çürütmeye vesile olacak riskler oluşturmaktadır.

Bugün ister HDP isterse yeni bir siyasi oluşum, bu yaşanmış deneylerden ders çıkarılmadan sürdürülemez/inşa edilemez. Artık yeni Türkiye’ye adım atılmıştır. Bu yeni durum karşısında hiçbir siyasi yapının bir değişime girişmeden yürüme şansı yoktur. İktidar bloğunun ve onun siyasi temsilini yapan AKP’nin bile bu yeni durum karşısında bütün örgütsel aktivitelerini değişime tabi tuttuğunu ve kendisini yeniden organize ettiğini görmekteyiz.

Demokratik sol muhalefetin bileşenlerinin de kendisini bu yeni duruma göre yeniden örgütlemesi, anlamlandırması zorunludur. Muhalefet alanında önemli deneyimler biriktirmiş olan ve girdiği her seçimden barajı aşarak çıkmayı başarmış olan HDP’nin de bu yeni dönemi okuması ve yeni bir genişleme stratejisi ortaya koyması zorunludur. Artık oyunun kuralı bu yeni sistemle değişmiş ve bunun ilk provası da 24 Haziran seçimlerinde yapılmıştır.

24 Haziran seçimlerinde ittifakların dışında bırakılan sadece HDP ve onun içinde önemli bir damar olan Kürt siyaseti olmamıştır. Aynı zamanda Türkiye’nin demokratik muhalefeti de sistemin dışına atılarak bir orta oyun oynanmaya çalışılmıştır. Ancak farklı seçmen kitleleri bu seçimlerde önemli bir dayanışma örneği göstererek bu oyunu bozma girişiminde bulunmuştur. Aynı zamanda bundan sonrası için de yol göstermiştir. Özellikle HDP’ye ağırlıklı olarak CHP seçmenlerinden gelen destek ve buna CHP yönetiminin göstermiş olduğu hoşgörü burun kıvırılarak geçiştirilecek bir şey değildir.

Bu dayanışmayı sadece tarihin bir konjonktüründe, kimi matematiksel hesaplarla gösterilmiş dayanışma olarak da okumamak lazım. Uzun bir süredir özellikle Kürt sorununda tekçi ve devletçi bir çizginin hegemonyasında olan bir seçmen kitlesinde Kürt siyasetine karşı iyimserlik havası da oluşmuştur. Artık bu ülkede Kürt muhalefetini görmeden siyasi sonuç almanın mümkün olamayacağı bu kesimler içinde tartışılmıştır. Hatta bundan sonrası için umut olacak bir sonuç da üretilmiştir.

Bu kesimler içerisinde hissedilen bu gerçek aynı zamanda tersten de HDP’ye oy veren kitleler içerisinde de yeniden CHP ve CHP tabanının tartışılmasını gündeme getirmiştir. Şimdi bu ortaya çıkan durumu demokratik sol muhalefetin bir bütün olarak görmesi ve değerlendirmesi zorunludur. HDP’nin de bu durumu bir siyasi sonuç olarak ele alması gerekir. Artık bu ülkede mevcut iktidar bloğunu geriletmeye, iktidardan etmeye niyet edilecekse bu birbirine yakınlaşma ihtimali doğan kesimler arasında bir siyasi köprü kurmak, bunun dilini, söylemini ve eylemini ortaya koymak gerekir.

Bu kesimler arasında kurulacak yeni dönem siyasetinin tabi ki bu kesimlerle sınırlı olmayan, AKP’ye oy veren AKP’nin ideolojik/politik hegemonyasındaki milyonlarca emekçiyi ve farklı toplumsal kesimleri de hedeflemesi gerekir. Ancak bunun gerçekleşme şansı, toplumsal bir seçenek haline gelmekten geçer. Bu da eklektik ve dönemsel ihtiyaçlarla oluşturulan dayanışma ile değil, Türkiye’nin temel meselelerine dair ortak bir fikirle ve eylemle mümkün olabilir.

Bugün ihtiyacımız olan 90’lı yılların SHP benzeri bir siyasi oluşumu ya da hareketidir. Öncelikle HDP’nin bu politik yola girmesi amaçlanmalıdır. Bu toplumsal ihtiyacın taşıyıcısı olma ve yol açma kapasitesi HDP’ye anlam kazandıran politik öznelerin mayasında vardır. HDP’nin bu ihtiyaca yanıt verememesi durumunda bu ihtiyaç ortadan kalkmaz. Hayat boşluk affetmez. Boşluğu mutlaka sorunun tarafları doldurur. Siyaset dönemin temel çelişkisini ve ihtiyacını saptayarak gereğini yapma işidir.

Burada anlatmak istediğim, siyaset alanında bugün radikal bir değişime ve çıkışa ihtiyacımız olduğudur. Artık rejim yeni getirilen sistemle bizi başka bir politik hamle yapmaya, politik/örgütsel anlayışımızı gözden geçirmeye ve toplumun geniş kesimlerinde heyecan yaratacak bir duruş ortaya koymaya davet etmektedir.

90’lı yılların SHP’sini hatırlatmam bundandır. Bugün CHP’nin siyasi/örgütsel yapısı etrafında yoğunlaşmış olan kadroların/kitlelerin de bu yeni sistemle baş edebilmek için radikal bir siyasi çıkışa ihtiyaçları vardır. Klasik devletçi anlayışı reddeden, çoğulcu özgürlükçü bir demokrat hat yaratan ve Kürt sorununda ürkek olmayan bir siyasi duruş ortaya koyan bir yola girilmesi zorunludur. Türkiye bugün yakıcı bir şekilde sosyal demokrat bir partinin yokluğunu hissetmektedir. Bu ihtiyaç bugün solun genel anlamda demokrasi mücadelesinde anlamlandırmaya çalıştığı HDP deneyimiyle yakınlaştırılmalı ve topluma güçlü bir seçenek sunulmalıdır.

90’lı yılların SHP çizgisi tam da bunun için şimdi CHP’nin gündeminde olmalıdır. Sadece CHP’nin değil esasında HDP’nin de gündeminde böylesi bir politik yönelim tartışma konusu edilmelidir. Siyaseti Türkiye’nin demokrasiyi kazanmasına kurmuş, Kürt sorununu demokratikleşme mücadelesinin içinde çözüme kavuşturmayı amaçlamış bir demokrat hareket haline gelme iddiası HDP açısından düne göre bugün daha da öncelikli görevdir. Solun geleneksel iddia ve hedeflerini karşılamaya çalışan bir HDP bu iddianın taşıyıcısı olamaz. Solun yeni bir gelecek elde etme mücadelesi ancak böylesi güncel bir ihtiyaca yanıt ürettikçe gerçek olabilir ve mayalanabilir.

Bugünkü bileşenli yapısı ve bileşenlerinin farklı HDP öngörülerinin olması elbette bu tartışmayı ve arayışı/çıkışı zorlaştıran en temel problemdir. Ancak hem HDP hem de CHP bütün zorluklarına rağmen bu politik cesareti gösterebildikleri oranda ve günün toplumsal ihtiyaçlarına yanıt üretecek bir feraseti ortaya koyabildikleri oranda bugünkü açmazdan ve belirsizlikten kurtulabilirler. CHP’deki ulusalcı, devletçi vesayetin, HDP açısından da bileşenlerinin HDP’yi çürütme kapasitesi olan önceliklerinin dışında toplumsal ihtiyaçları esas alan bir siyaset ortaya koyulabilirse, günün ihtiyacına dönük beklentilerin karşılanma şansı yakalanmış olur.

Bugünkü şartlar bu iki kesimin Türkiye’nin geleceği açısından ortak ve birleşik bir yol arayışına girmelerini zorunlu kılmaktadır. Bazı çevrelerin ve siyasette birlikte yol almaya çalıştığımız kimi siyasi yapıların, bu öneriyi oldukça reformist ve devrimci bulmayarak eleştireceklerini bilerek bu görüşlerimi yazmayı uygun gördüm. Bazen tarihin böylesi kritik anlarında ortaya koyulacak, reform içeren radikal çıkışların, zamanın ruhuna ve ihtiyaçlarına bağlı olarak, en devrimci işi görme şansının olacağını hatırlatarak bu konuda ikircikli olmadan tutum almak gerektiğini düşünüyorum.

Evet, Türkiye’nin bugünkü ihtiyaçları, toplumsal taleplerin işaret ettiği şey, özgürlükçü, demokrat bir hareketin inşasıdır. Bunun bugüne kadar ortaya koyduğumuz zihniyet ve performansla yapılamayacağı aşikâr. Toplumsal ihtiyaçların siyaset kulvarında temsilciliğine girişmiş hepimizin şimdi bu yeni durumu anlama, okuma ve buna uygun bir siyasi pozisyon belirleme zorunluluğu bulunmaktadır.

Yerel seçimleri bu yeni duruma göre planlayabilirsek yeni bir başlangıç açısından anlamlı bir sonuç üretme şansımız vardır. Aksi takdirde toplumun beklentilerine çözüm üretmeyen, kendi dünyasının içinde patinaj yapan bir politik gerçekliğe yenik düşeriz. Aradığımız ve gerçekleştirmek istediğimiz bu değildir.

Şimdi hayatı değiştirme, dönüştürme ve umudu yeniden var etme zamanıdır.