Naci Sönmez; 2019’a Doğru Muhalefetin Olanakları ve Zorlukları!

Bir süredir üzerinde çok fazla konuştuğumuz ve geçmiş tarihsel eşiklerde pek benzeri ile kıyaslamasının oldukça güçlükleri olan politik durumla karşı karşıyayız. Özellikle Türkiye’nin iç siyasetinde rejimin yeniden inşa edilmesi için izlenen yolun eski ideolojik saptamalardan yola çıkarak bire bir izah edilmesinin oldukça zorlukları olduğunu ve yeniden analiz edilmeye muhtaç yanları bulunduğunu söyleyebiliriz.

Dünya kapitalist sisteminin özellikle bu küresel hegemonya dönemi içinde, yeni kriz dinamikleri üretmekte olduğunun altını çizmek gerekir. İki kutuplu dünya sonrası tek kutuplu süreçte, emperyalist yönelimlerini yeni stratejik adımlarla sürdürmekte olan ülkelerin yeni bölgesel ve küresel hegemonya savaşlarının en ciddi ve kritik sonuçlarını elbette Ortadoğu coğrafyasında görmekteyiz.

Konu Ortadoğu olunca, bu bölgedeki etnik ve mezhep merkezli sorunların tarihsel olarak biriktirildiği alanları bilerek, bu sorunların şimdi her düzeyde cereyan eden çatışmalarına tanıklık etmekteyiz. Esasen bölgedeki savaşa bütün küresel aktörlerin boylu boyunca dahil olduğunu ve yine bölgedeki belirgin güç odağı ülkelerin de bu yeniden paylaşım savaşına güçleri oranında dahil olma çabalarının üretmiş olduğu yeni kriz dinamikleri oldukça çeşitlilik göstermektedir.

Doğal olarak Türkiye bu gelişmelerden bağımsız olmayan bir krizi ve bu krizin ürettiği siyasal kutuplaşma ve çatışmayı yaşamaktadır. Ve bu krizin odağında da Türkiye’nin demokratikleşememe problemi ve demokratikleşememe probleminin de ana merkezinde Kürt sorunu bulunmaktadır. Kürt sorununun sadece Türkiye’nin bir iç meselesi olmadığını aynı zamanda bölgesel bir sorun olduğuna bağlı olarak, Türkiye’nin dış siyaseti de bu soruna bağlı olarak stratejik yönelimler kazanmaktadır.

15 yıldır ülke yönetiminde bulunan AKP, doğal olarak Türkiye’nin iç siyaseti açısından, bu bölgesel gelişmelere bağlı yeni yönelimler oluşturmakta ve sürekli değişken ittifaklarla yol almaya çalışmaktadır.

Türkiye hiçbir tarihsel eşikte yaşamadığı ölçüde büyük bir kutuplaşmayı ve çatışmayı yaşamaktadır.  Ülkeyi yönetmekte olan AKP, bir parti olmaktan öte yeniden dizayn edilen devletin toplumsal sözcülüğünü üslenmiş olan siyasi bir organizasyon olarak görev üslenmiş durumdadır. 100 yıllık bir geçmişe sahip geleneksel devlet aklı, yeni AKP eliyle güncellenmiş ve tekçi, ulusalcı bir çizgi bu güncellenmiş siyasetle 21. yüzyılın yeni kriz dinamiklerine bağlı olarak, bugünkü stratejik adımları atarak pozisyon tutmaya çalışmaktadır.

Özellikle 2011 sonrası süreçte, iktidarda bulunan bu siyasi odak, geleneksel devletin kurumsal ilişkileriyle yeni bir yola girmiş durumdadır. 7 Haziran seçimleri sonrası ortaya çıkan siyasi tablo bu yeni ittifak güçlerinin hızlı adım atması için gerekçeleri çoğaltmıştır. O güne kadar Kürt sorunun barışçıl ve demokratik çözümünde yol arayan, Avrupa Birliği sürecinde hızlı adım atan, daha reformcu ve demokratikleşme hamleleri yapan AKP’nin yerine bu süreçte, Kürt sorununda yeniden güvenlikçi politikaları merkezine alan, AB ilişkilerinde eski paradigmaya sarılan ve içeride demokratik adımlar yerine gittikçe otoriterleşen ve adeta faşizmi devlet yönetimine çağıran adımlar atan AKP gelmiştir.

15 Temmuz darbe girişimini fırsata çevirerek, ülkeyi OHAL koşullarında sıkıyönetim yasalarıyla yönetmeyi sürekli hale getiren bir yönetim anlayışı, bir devlet politikası olarak benimsenmiştir. İçeride savaşı, çatışmayı derinleştirirken bununla yetinilmeyerek, savaş ve çatışmayı sınır ötesine yaymayı stratejik bir yönelim olarak benimseyen bir adım devreye sokulmuştur. Bütün bu politik yönelimin hedefi, zamanında yapılması halinde 2019’da yapılacak olan seçimlerdir.

16 Nisan referandumundan çıkarmayı bir şekilde başardıkları yeni rejim inşa yasalarını, bu süreçte hayata geçirmek ve bu rejimi kurumsallaştıracak ilerleyişi hızlandırmak bütün bu olan bitenin temel hedefi olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumu ortadan ikiye bölen bu siyasetin yeni yönelimi, bu tekçi, milliyetçi ve şoven egemen iktidar seçeneğinin ittifak güçlerini daha da büyütmektir. AKP/MHP iş birliği buna işaret etmektedir. Ancak İktidara bu da yetmemektedir.

Bugünkü bu egemen iktidar bloğuna mevcut AKP yetmediği gibi sadece AKP/MHP ittifakı da yetmemektedir. Yerli ve milli söylemiyle adeta bütün siyasi zemini bloke edecek bir stratejik akıl kurulmaya çalışılmaktadır. O nedenle 2019 süreci Türkiye açısından kritik bir eşiktir. Sadece Türkiye’nin iç siyaseti açısından değil, bölgesel siyaset açısından ve küresel siyaset açısından da oldukça kritik bir süreçtir.

Bu kritik süreci nihayete erdirene kadar, iktidar bloğunun frene basmayacağını ve içeride muhaliflere karşı sürdürülmekte olan sindirme ve etkisiz kılma operasyonlarının hızlanarak devam edeceğini, dış politikada da savaşın sürdürüleceğini görmek gerekir. Yaşanmakta olanlara buradan bakınca, demokratik muhalefetin bu gidişata karşı geliştirebileceği siyasetin oldukça zorlukları olduğunu görmek gerekir.

16 Nisan referandumunda açığa çıkan ve ‘hayır’ çizgisinde birikmiş olan birbirinden bağımsız güçlerin toplamı bir umut olarak görünse de bu güçler arasındaki ideolojik ve politik tercihlerin birbirleriyle olan mesafesi, mevcut iktidar açısından, muhalefeti kendi içinde ayrıştıran bir siyaset geliştirmesi için olanaklar sunmaktadır.

2019’a doğru giderken, CHP’nin bir türlü AKP karşısında netleşemeyen çizgisi ve önemli eşiklerdeki eski devlet aklını aşamayan politik yaklaşımları, muhalefetin toplamına umut vermeyen, endişeye sürükleyen bir gerçekliktir. Diğer tarafta HDP’nin bu yaşanan süreçte iktidarın direk hedefi olması ve Türkiye siyasetinde sıkıştırıldığı pozisyondan kaynaklı zorlukları düşünüldüğünde 2019 için topluma umut verecek bir seçeneğin yaratılabilmesinin oldukça büyük zorlukları olduğunu görmek gerekir.

Bugün esasen ilk elde edilmesi gereken sonuç, AKP etrafında bloklaşmış olan bu iktidar hegemonyasının geriletilmesi ve iktidardan uzaklaştırılmasıdır. Bunun olanaklı olabilmesi için ideolojik tercihlerin değil politik tercihlerin öne çıkarılması gerekir. İktidara karşı pozisyon tutan örgütlü yapıların ideolojik/politik önceliklerinin yerine toplumun politik önceliklerini merkeze alan bir siyasi yol izlenmek zorundadır.

İktidar bloğu ittifak güçlerini çoğaltmaya çalışırken, muhalefetinde kendi ittifak siyasetini bir an önce netleştirmesi ve toplumun dikkatine sunması gerekir. Görünen odur ki, önümüzdeki süreçte özellikle Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde 3 merkezli bir ittifak oluşacak gibidir. AKP ve onun etrafında kümelenen güçler, CHP ve etrafında kümelenen güçler ve HDP ve etrafında kümelenen güçler. Buna birde Saadet Partisi ve İyi Parti bloğu eklenebilir.

Bu 3 ya da 4 merkezli siyasetin AKP ve mevcut iktidar bloğu karşısında bir umut açığa çıkarması ve önce Türkiye’yi normalleştirecek ve bugünkü bu çatışma merkezli, kutuplaşma eksenli siyasetten kurtaracak, normalleşmenin sağlandığı koşullarda siyaseten taşların yeniden döşenmesini sağlayacak bir yol bulabilmesi öncelikli gündemdir.

Başkanlık ve tek adam rejimi için atılacak somut adımlar karşısında, demokrasiyi ve katılımcı, demokratik bir meclis işleyişini eksenine alacak, OHAL değil demokrasi şiarıyla sorunların çözümüne odaklanan bir siyasal ortamı yeniden inşa edebilme amacına kilitlenmiş bir muhalefet birliği sağlanabilirse, 2019’da AKP ve mevcut iktidar bloğunun geriletilmesi ve iktidardan uzaklaştırılabilmesi olanaklı olabilir.

Bu sağlanmadan, farklı muhalif çevrelerin ne ideolojik/politik iddialarını sürdürebilmesi ne de yaşananlar karşısında yaratılan korku ortamından kurtulabilmek ve demokrasiyi kazanabilmek mümkün değildir. Kendisini ülke siyasetinin sağında/solunda gören, liberal, muhafazakar, sosyalist bütün kesimlerin aslında bugün ortaklaşabileceği demokratik zemini, ülkede yeniden tesis etmek ve buna bugün engel teşkil eden egemen iktidar bloğunun toplumu etkileyebilme kapasitesini zayıflatacak bir yol bulabilmektir.