Kübra Ayçiçek; Kadınlar, Bedenler, Mücadele

Açlık grevini politik bir eylem biçimi olarak tarihte ilk kez süfrajetlerin kullanmış olmaları kuşkusuz bir tesadüf değildi. Bedenlerini bir silah olarak bu bedenleri tahakküm altında tutanlara doğrultmaları, bir savaşın çalınan ilk borazanıydı da aynı zamanda. Tarih ilklerini yazarken bazen şaşırır, ya da bu bir şaşırma değil bilinçli bir tercihtir. Görünmez ve anlatılmaz kılınan kadın tarihi su yüzüne çıkmak için atılacak kulaçları beklemektedir. Belki de dipten gelen bir dalgayı.

İngiltere’nin ‘seçme hakkı’ savaşçıları işte böylesine bir dalgayı yaratmış; oy kullanma hakkı mücadelesi için sokaklara çıkmış, gösteriler düzenlemiş, kendilerine karşı konulan yasaları çiğnemiş, sonucu zaferle taçlandırmışlardı. Bu zafer elbette ki bedelsiz gelmemiş, hak verilmemiş ve bahşedilmemişti. Süfrajetler hapishanelere atılmış, süfrajet karşıtı propagandalar her yanı sarmıştı. İşte bu noktada süfrajetler bedenlerini devreye sokmuş ve hakları için açlık grevine başlamışlardı. Bu hamle İngiltere politikasını afallatmış, süfrajetler zorla beslenerek, bedenleri esir alınmak istenmişti.

Görsel 1. Zorla Beslenme Yapılan Süfrajetler[1]

Süfrajetlerden bir hayli geriye gidecek olursak; Havva’nın yasak elması da bir meyveden fazlasıydı şüphesiz. Bir itiraz, bir başkaldırı, kadının kendi bedeni hakkında söylediği bir sözdü. Bu söz Antik Yunan’a kadar uçmuş olacak, Aristophanes duymuş ve Lysistrata’yı baş sözcü yaparak yirmi yıldır süren savaşı bitirmek için kadınları cinsel greve sokmuştu.  Eserin tartışması bir yana, kadın bedeni üzerinde bu denli duruluyor olması milat öncesi ve sonrasını bir hayli şekillendirmiş ve her kültür kendi toplumsal araçlarıyla kendi cinsiyet temsillerini oluşturmuştur.

Lysistrata sadece geçmişte değil Türkiye yakın çağ tarihinde de kadınlarla ilgili toplumsal bakış açısında önemli bir turnusol görevi görmüştür, anlatalım: Tiyatro sanatçısı Lale Oraloğlu Aristophanes’in Lysistrata oyununu “Kadınlar I-Ih Derse” ismiyle yeniden yorumlayarak sergilemek ister. Dönemin ahlakı bu ismin halkın ar ve haya duygularını rencide ettiğine karar verir ve hem oyunun bu ad ile oynanmasını yasaklar hem de Lale Oraloğlu’nu bu sebepten dolayı yargılar. Oyunun kurgusunda gerçekten de sürekli savaşan erkeklerin savaşını durdurmak için karşılıklı savaşan iki ülke kadınlarının kocalarına özet bir tabirle eğer savaşı durdurmazsanız, size ı-ıh diyeceğiz ve sizinle savaş sonlanana kadar sevişmeyeceğiz, demesi anlatılmaktadır. Kadınların bedenlerinin hakimiyetini ele geçirerek ı-ıh demesine tahammül edilmemiş ve bir cezalandırma yöntemine gidilmiştir. Ancak bedeninin hakimiyetini geri kazanmakta ısrarcı olan kadın bu kez de bedenini açlığa yatırmış yine de kimseye teslim etmemiştir. Ve kazanan sonunda Lale Oraloğlu olmuştur.

Resim1. Aristophanes’in Lysistrata oyununu değişik isimle sahneye koymak suretiyle “halkın ar ve haya duygularını rencide etmek”ten sanık olarak yargılanan Lale Oraloğlu”[2]*

Aradan tarihsel olarak çok da zaman geçmemiş, Türkiye bugüne geldiğinde ve OHAL ile yönetilen, çıkarılan KHK’lar ile hukuksuzlaştırılan bir ülke haline getirildiğinde de, erk tarafından ‘beden’ unutulmamıştır. Ülkedeki siyasi gidişattan rahatsız olan, savaşı değil barışı savunan, haklarının peşine düşen, memleket hal-i pür melalini ve ehven-i şeri reddeden ve daha güzel bir ülkenin de dünyanın da mümkün olduğunu söyleyenler mevcut iktidar tarafından hapsedilmeye çalışılmış, açlıkla sınanmıştır. Hapsin ve açlığın ortak noktası bedendir. Çünkü dünya tarihinde tutsak edilebilen ya da edilebilecek olan herhangi bir fikir, düşünce, savunu bulunmamaktadır.

Bu kez yine kadınlar tarafından, bir kez daha, kendi bedenlerinin hakimiyeti ele geçirilmiştir. Fikirlerini ve kurdukları düşleri iktidara teslim etmeyen kadınlar, bedenlerini de savunmuş ve açlıkla sınanan bu bedenleri açlığa yatırarak iktidar sahiplerini şaşkına çevirmişlerdir. Nuriye Gülmen’in vermiş olduğu mücadele bu nedenle ayrıca önemlidir. Kırılgan iktidarın binlerce yıllık toplumsal cinsiyet kodlarını sarsmış ve yerine kendi iradesini koymuştur. Kapitalizme ve ataerkiye beden ile şiddetli bir tokat atılmıştır, sarsıntıları bundandır.

Çizim: Mine Yörük [3]

Tüm bu kadınların farklı tarihsel dönemlerde; edebiyatta, sanatta ya da toplumsal mücadelede ortak noktada buluşmaları durumun politik bir yanına işaret ediyor: Patriyarkal düzen.

Gündemden bakacak olursak; ülke siyasetinin gericileşmesi ve laiklik ilkesinin ihlali ile birlikte kadınlara ve çocuklara yönelik taciz, tecavüz gibi vakaların büyük oranda artmış olması arasında bir bağ var. Cinsel politikada yatak odalarına kadar girmeye cüret edebilmiş iktidar, henüz eğitim kurumlarındaki ve kamusal alandaki istismarı önleyebilmiş değil. Dahası aynı iktidar konuyla alakalı olarak herhangi bir çalışma yürütmediği gibi ‘beden’ üzerinden siyaset yapmaya ve bedeni bir hedef olarak göstermeye devam etmektedir. Gizleyerek ya da eve kapatılarak erkek iktidarının kullanımına sunulan bu bedenler din-ordu-siyaset ‘erk üçlüsü’nün, üzerinde istedikleri gibi söz sahibi olabilecekleri birer meta gibi görülmekte, tüm söylemler kasti olarak bedenler üstünden kurulmaktadır. Bu nedenle ‘bedenimiz bizimdir’, ‘benim bedenim benim kararım’ gibi söylemler bir söylemden çok daha fazlasıdır ve geçmişin ve günün hesabını sormaya, bedenlerdeki ataerki izlerini silmeye, gericiliğe karşı aydınlanma mücadelesi vermeye, eşitsizliği yıkıp özgürlüğü kurmaya niyetlidir.

Kadınların tarihi, en az iki kat mücadelenin tarihidir. Bu yüzdendir ki, bir mücadele verilecekse kadınlar bu mücadele içerisinde en az iki kat yetkindir. Bu yüzdendir ki bir hak kazanılacaksa bu hak kadınların katılımı ile alınabilecektir. Bu yüzdendir ki; daha güzel bir dünya mümkünse ancak kadınlarla mümkün olacaktır. Evet, kadınların tarihi en az  iki kat mücadelenin tarihidir ve bu yüzden çoğuldur: Kadınlar Birlikte Güçlü!

Fotoğraf: 2017/ 8 Mart Gece Yürüyüşünden Taksim/İstanbul

[1] http://dunyalilar.org/sufrajet-yuzyilin-kadin-hareketi.html/

[2] http://tiyatromuzesi.org/drupal/g_oraloglu_tiyatrosu

[3] http://www.diken.com.tr/durusmaya-iki-gun-kala-aclik-grevindeki-nuriye-gulmen-yogun-bakima-alindi/