Itır Toprak; Merhaba!

Selamlaşmak önemli bir husustur. İnsan olduğu için sırf bir kişiye selam vermek, bazı yerlerde pek çok anlama bürünebiliyor. Önceden bunu hiç sorgulama ihtiyacı duymamıştım. Üç senedir yaşadığım köyde, kahvenin önünden geçerken, tanıdığım insanlar oldukları için adamlara selam veriyorum. Tıpkı köydeki kadınlara selam verdiğim gibi. Bir kadın olarak tabii ki kadınlara selam vermekte hiç sorunum yok. Ama adamlara selam verdiğim her seferinde, arkamdan ne konuşulduğunu da merak eder hale geldim bu süreçte.

Yaşadığım köy ilginç bir yer. Burada, koyunları keçileri, Anadolu’nun pek çok köyünde olduğu gibi sadece kadınlar sağmazlar. Ve badana boya işleri için birisini bulmanız gerektiğinde de bir kadınla anlaşmanız gerekir, bu bir kadın işidir. Meydana geçerken her gün önünden geçtiğiniz kahveyi bir kadın badana yaparken, içeride bir tane adam da oturmaz ve kadınlar da çoğunlukla yürüyerek kahve önünden geçmez, arka sokaklardan dolanırlar. Kahve önünden yürüyerek geçen kadın hakkında da türlü dedikodular çıkarmış zaten.

İki hafta olmadı seçimler yapılalı. Bizim köyde, seçim sandıkları köy kahvesinin hemen yanındaki muhtarlığa bağlı bir odadaydı. Normalde önünden geçmemek için yolunu uzatıp kahvenin arka sokağından giden kadınların, kahvenin bahçesinden geçip oy kullanması gerekiyordu.

Kahvenin erkekliği ile meclisin eril hallerini, iktidarın egemen olma dürtüsünü düşününce çok manidar geliyor: erkeklerin arasından geçip, sandığa giderken adamların bakışlarından ve paçalarından yerlere bulaşan testesteronun üstüne bulaşmaması için dikkat ederek, temsiliyetin için doğru düşündüğün şeyi var etmeye katkı olsun diye oy vermek.

Politikanın genel olarak erkek egemenliğinde olduğu, siyasi kararları vermenin erkeklere kaldığı bu topraklarda, kadınlarla sokak köşelerinde veya mutfaklarda sohbet ederken onlardan hem çok şeyler öğreniyorum hem de buralarda işlerin nasıl yürüdüğünü anlıyorum. Karşılıklı dertleşirken, kendi hayatımdaki adamların erkeklik hallerinden sıyrılmakta, eğitimli ve şehirde büyümüş olmalarına rağmen aslında ne kadar az yol kat ettiklerini anlıyorum. Büyük büyük laflarla bir şeyler öğretmek için konuşsam da bir yere varmayacağını biliyorum: çünkü söylediğimiz pek çok şeyin hayatlarımızda gerçekliğini sağlamak için daha çooook pratikler kazanmamız gerektiğini biliyorum.

Sohbet ettiğim, dertleştiğim kadınların politikaya bakışları, algıları ve deneyimlerini bir şekilde aktarmak istedim. Ancak yukarıda bahsettiğim nedenlerle, onlar adına konuşuyormuş gibi, dışarıdan bir gözlemci olarak, kendi ağzımla konuşmak istemedim. Onun yerine hazırladığım bir kaç soru ile onlara gittim, mümkün olduğunca etkisiz bir şekilde röportaj – sohbet ederek, kendi dilleriyle fikirlerini dışarıya ulaştırmak istedim. Belki kendi deneyim ve yorumlarımı da başka bir yazıda iletirim. Sohbet ettiğim iki kadın, Emine ve Ayşe, röportaj teklifimi kabul eden iki kadın. Emine 60 üzeri, Ayşe 30 üzeri yaşlarındalar. Emine ilkokul tamamlamış, Ayşe lise bitirmiş. Sizleri onlarla tanıştırmak isterim:

Itır: Siyasetle ilgilenir misin genelde? Ne zamandan beri siyasetle ilgilenmeye başladın?

Emine: Biraz işte, ilgilenirim olduğu kadar. Birkaç senedir ilgileniyorum.

Ayşe: Siyasetle pek ilgilenmem yani. Çok ilgilenmem siyasetle bu sene işte biraz.

Itır- Siyasetle ilgilenmeye başlamanızın nedeni nedir? Özel bir şey oldu mu?

Emine: Ya işte baksana Türkiye’nin durumuna, her şey zorlaştı. Gözümüzün önünde her şey zorlaşıyor. Zamanla her şey elimizden alınıyor. Baksana hayat şartlarına.

Ayşe: Ülkenin mesela hali, berbat bir şekilde. O yüzden ilgimi çekti. Daha önce ilgilenmiyordum. Ülkenin hali kötü, berbat. Daha iyi insanlar gelse böyle ülkenin başına daha iyi olurdu belki diye düşündüğüm için ilgilenmeye başladım.

Itır: Sizce daha iyi insanlar gelse neyi değiştirirler? Hangi konularda değişim bekliyorsunuz?

Ayşe: Yani bir eşitlik olsun. Yani başörtülü ile açık diye bir ayrım yapılmasın mesela. Çocuklarımızın daha iyi öğrenim görmesi için mesela. Çocuklarımız iyi öğrenim görüyor gibi gelmiyor bana. Hani bu köylerde böyle değil ama şehirlerde böyle değil mesela. Köyde köy okulumuz var, öğretmenler gayet ilgili, iyi öğretiyorlar gibi geliyor bana ama şehirlerde öyle değil sanki. Herkes böyle imam hatibe mecbur, ya meslek lisesine mecbur. Yani şöyle iyi bir öğrenim görmelerinin sanki önünü kapatıyorlar gibi geliyor bana. Sanki çocuklar iyi şeyler öğrenmesin de, özellikle hele bayanlar, böyle okumasın da evde otursun der gibi bir his geldi bana izlediğim kadarı ile. Bayanlar okumasın, erkekler de işte saçma sapan okullarda okusun gibi geliyor.

Itır: Eğitimden başka hangi konularda değişiklik olmasını isterdiniz?

Ayşe: Yani mesela biz hayvancılık yapıyoruz ya. Mesela hayvancılık öldü, çiftçilik öldü. Hayvancılık ölmesin. Köyde yaşayan insanlar neyle geçimini sağlayacak? Yem mesela yemler pahalandı ama sütler aynı. Süt vermeye çalışsan süt aynı. Bunlar değişsin. Çiftçiye de, çobana da hayvancılığa eşit davransınlar. O yüzden yani hayvancılık yaptığımız için. Her şey de öyle. Mesela balıkçılık yapanlar da. Denize çıkamıyorlar, tamam avlanma dönemi olmadığında yasak olsun ama onun dışında deniz kenarındaki de balıkçılıkla geçimini sağlıyor. Yağ mesela. Zeytincilikle geçimini sağlayanlar yağ tam bol olduğunda millet satacağı zaman yağ ucuzluyor ama millet de mecburen satıyor. Yağlarını ucuz ucuz satıyorlar, yağ sonradan para ediyor. Bu saçmalık bence. Her şey yerli yerinde para etsin ki biz de kazanalım. Yağ olsun, süt olsun. Yemler pahalanıyorsa sütlere de zam yapsınlar madem. Mandıraya bir buçuğa, kişiye beş liraya satıyorsun sütü. Böyle saçmalık olmasın hepsi eşit olsun. Mandıraya vermiyoruz, biz yabancıya satmak için bekliyoruz mesela. Peynir satmak için. Her şey eşit olsun, adil olsun.-

Itır: Sizinle daha önce yaptığımız sohbetlerde politika ile ilgilenmediğiniz için eşinizin ve babanızın oy ver dediği yere oy verdiğinizi söylemiştiniz. Oy kullanmaya giderken iradenize bir müdahale oluyor mu? İsteğiniz dışında bir yere oy vermek zorunda kalıyor musunuz?

Ayşe: Kendi tercihim, yani kocam veya babam illa buraya atacaksın demiyor. Ama siyasetle ilgilenmediğim için bilmediğim için neyin iyi, neyin kötü olduğunu, babam veya eşim nereyi diyorsa ona atıyordum. Şimdi mesela bana ters gelen bir partiye oy atmamı isteseler ben atmam. Belki kavga olmasın, huzursuzluk olmasın diye tamam derim ama yine kendi bildiğimi okurum, herhalde.

Emine: Kendi düşünceme göre oy veriyorum. Genele göre göre veriyorum işte. Eskiyi çok hatırlamıyorum ama babam Demirel’ciydi. Biz de hep ona verirdik. Hiç hatırlamıyorum bile.

Itır: Sence siyaset erkeklerin işi mi yoksa kadınlar da siyaset yapmalı mı?

Emine: Yapmalı tabi.

Ayşe: Yani burada genel olarak erkekler konuştuğu için kadınlar pek anlamadığı, bilmediği için erkeklerin işi bence, köyde. Ama şehirlerde kendi ayakları üzerinde duran bir bayan için bayanlar da ilgilenebilir bence. Burada çünkü gördüğüm kadarı ile bayanlar ilgilenmediği için eşi ne diyorsa odur yani iyi de dese, kötü de dese ona inanıyor. Eşi veya aile büyüğü ne derse onu atıyorlar. Kendileri düşünmüyorlar yani ne iyi, ne kötü. Zaten çoğu kişi siyasetle ilgilenmiyor. İlgilenmiyorlar yani sadece duydukları kadarıyla. İşine nasıl geliyorsa öyle davranıyor bazıları da.

Itır: Siyaseti takip etmeye başladınız ya, seçim öncesinde özellikle. En çok nerelerden takip ettiniz? Televizyon, gazete, internet gibi kanallardan en çok hangilerini kullandınız?

Ayşe: Ben daha çok internetten baktım. Sosyal medyadan takip ettiğim kadarı ile. Hani şey konuşmaları vardı ya seçim öncesi konuşmalardan ve mitinglerden takip ettim. Ama ayrıca o mu, bu mu, şu mu diye özellikle araştırmadım.

Emine: Burada gazete yok ki!

Itır- Peki kadın politikacıları takip ediyor musunuz? Görüyor musunuz televizyonda, gazetelerde?

Emine: Televizyonda bir parça takip ediyoruz işte

Ayşe: Kadın politikacı hiç takip etmedim. Sadece Meral Akşener’in konuşmalarına denk geldim.

Itır: Yeni seçim geçti, bu seçim geleceği nasıl etkileyecek sizce. Öngörün nedir? Gelecekten umutlu musunuz, yoksa karamsar mısınız?

Ayşe: Valla bilmiyorum ama geleceğimiz hiç de güzel değil. İyiye gitmiyor gibi geliyor bana. Şu anki durumda ama daha sonra değişir, onu bilemem ama şu anda hiç iyi değil, hiç adil değil gördüğüm kadarıyla.

Emine: Yaşayarak göreceğiz. Hiç umutlu değilim.

Itır: Sence seçim sonuçları kadınların hayatını nasıl etkileyecek? Geçmişe baktığında aynı hükümetle devam edeceğini düşünürsek?

Emine: Hiç bilmiyorum ki ben öyle ince şeyleri…

Itır: Sence siyasetin konuları nelerdir? Politikacılardan beklentilerin nelerdir? Ekonomi olsun, özgürlükler olsun.

Emine: Tabi her şey düzelsin isterim. Kadınlar için seçme ve seçilme hakkı olsun. Zaten var da… Kadınlar yok. Yine az çıktı milletvekilleri. Ne kadar az. Mesela köyden bir kadın muhtar olsun, belediye başkanı kadın olsun, ilimizden iki üç tane kadın milletvekili çıksın isterim. Ama yok.

Itır: Sence kadın belediye başkanı, muhtar olsa, kadınlar politikada daha çok yer alsalar neler değişirdi?

Emine: Her şey değişirdi. Kadın ince düşünür bence. Kadın ekonomiyi, harcamayı her şeyi ince ince düşünür.

Itır: Sence kadınlar daha çok politika içinde olsaydı bir şey değişir miydi Ayşe?

Ayşe: Değişirdi tabi ama zannetmiyorum kadınlara böyle bir şey vereceklerini, alanı onlara bırakacaklarını. Sanmıyorum ama değişirdi neden değişmesin. Kadınların düşünceleri daha farklı erkeklerden. Ne bileyim, kendi hakları ile ilgili düşünceleri farklı. Kendi haklarını koruyup savunmak için farklı olur en azından. Ama vermezler yani. En azından bu gördüğüm çevrede böyle, şehirde nasıl oluyordur bilmiyorum hiç. Ama sanmıyorum yani kadınlara vereceklerini. Mesela bir muhtarlık seçimi olduğunda, köyde, kadın çıksa muhtar adayı, kadını seçmezler mesela. Kadınlar kadına verseler de, bilmiyorum seçmezler. Yani ayıplarlar kadın çıktı diye. Ben mesela kadın çıksa kadına veririm, muhtar kadın olsun isterim. Hani isim vermiyim, bazı kadınlar var mesela köy için uğraşıyorlar, didinmeye çalışıyor ama kadını ayıplıyorlar mesela çoğu kişi. Kadın başıyla çıkmış etmiş der gibi. Dalga geçiyorlar. Böyle yani çıkmaya cesaret etmez millet. Genel olarak konuşmayayım da, şehirde vardır kadın muhtarlar.

Itır: Kadın milletvekilleri de var. Ama %17 oranında. Bununla ilgili ne düşünüyorsun, sence %17 yeterli mi kadınların sesini duyurabilmesi için?

Ayşe: Evet var. Yeterli değil tabii ki de, ama sesini de duyuramadıkları için kadınlar hep arkada kalıyor, bi geride kalıyor erkeklerden gibi geliyor bana.

Itır: Sence tek bir adamın bütün konularda karar veriyor olması doğru bir şey mi? Sence karar verme süreçleri nasıl olmalı?

Emine: Yanlış bir şey bence. Hiç kimse kendi başına doğru karar veremez bence. Çok olunca gene tartışırsın, bu yanlış bu doğru diye. Tek başına olunca yanlış karar veriyor ve uyguluyor. Bu onun doğrusu, onun doğrusu benim yanlışım olabilir. Doğru değil mi?

Itır: Diyelim ki senin kendi adayın tek başına başkan olsaydı, o zaman da aynı şeyi düşünür müydün?

Emine: Düşünürdüm tabi. Genel olarak geçerli bir şey bu.

Ayşe: Tek adam olmamalı bence. Yani tek adam iyi olsaydı padişahlık dönemi olurdu, seçme ve seçilme hakkı olmazdı. Babadan oğula bir yönetim olurdu. Demek ki iyi olmadığı için seçme ve seçilme hakkı verilmiş kadın, erkek ayrılmadan. Yani ben karşıyım, tek adam yönetmemesi lazım. Bütün partilerin olması lazım, herkesin istediğine atabilmesi lazım. Tek adam demek seçme ve seçilme hakkımızın elimizden alınması demek. O zaman babadan oğula toruna devam eden bir yönetim olur.

Itır: Milletvekili seçimlerinde %10 barajı var ya, bu konuda ne düşünüyorsun? Yani herkes az sayıda da olsa temsil edilmeli mi mecliste?

Ayşe: Barajı geçemeyince kalıyorsun değil mi baraj altında. Yani herkesin bir kısıtlama olmadan, baraj olmadan, herkes ne kadar oy alıyorsa o kadar olması lazım bence. Bilmiyorum yani. Bütün partilere baraj var mı? O parti, bu parti diye ayırt ediyorlar mı?

Itır: Yani %10 un altında oy aldıysan meclise giremiyorsun demek. Eğer %9 oy aldıysan milletvekili çıkaramıyorsun. Ama %9 demek de neredeyse 5,5 milyon insan demek. Ama o 5,5 milyon insanın fikrini önemsemiyorsun demek gibi geliyor bana.

Ayşe: Adil değil o zaman.

Itır: Seni en çok ilgilendiren politik konular neler? Oy verdiğin parti kazansaydı neleri değiştirmelerini isterdin?

Emine: Her şeyin iyiye gitmesini istiyorum ama hiçbir şey iyiye gitmiyor. Her şey pahalanıyor geçim zor. Ne bileyim valla…

Ayşe: Çiftçiye çobana adil davranılsın, köylüye adil davranılsın isterim. Şehirde yaşayandı, köylüydü, fakirdi zengindi ayrım yapılmasın. Herkese adil davransın, sadece bu yani. Herkese adil davranılırsa hiç kavga da gürültü de olmayacağına eminim.

Itır: İdam hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ayşe: Yani idam değil de müebbet olabilir. Bilmiyorum yani. Niye öyle dedim? Suçlu olmadığında da hapse giriyorsun, hüküm giyiyorsun ya, hemen idam olmaması gerekir bence. Mesela çocuk hırsızlarına, çocuk tecavüzcülerine idam diyorlar birkaç gündür, tamam da adam tecavüz etmemiş de olabilir. Nasıl desem, çocuğa dokunmamış, kötü düşünmemiş de olabilir ama yanlış anlaşılmış da olabilir. Suçunu iyice araştırırsın, kesin kanıtlarsın, ama hiç o kadar uğraşılacağını sanmıyorum. Direkt “aa bir erkeğin yanında çocuk var, hemen idam edelim” olmamalı. Müebbet olabilir de, yani müebbet yiyene idam da iyi gibi gelebilir, yani ben olsam ha müebbet yemişsin, ha idam yemişsin aynı şey gibi de, ilerde suçsuzluğunu ispat edebilirsin belki.

Emine: Ben de idama karşıyım. Suçsuz biri de haksız yere cezalandırılırsa ya. Sonra suçu olmadığını kanıtlayamayacak. Sonra onu başka şeyler için de kullanabilecekler. Müebbet hapis olabilir ya da çok yüklü bir para cezası olabilir. Ama ceza da vermiyorlar ki yani. Tecavüzcüler hep serbest dolaşıyor. Adalet yok…

Itır: İdamı caydırıcı olsun diye söylüyorlar galiba ama sence idam gerçekten caydırıcı mı yoksa başka şeyler mi olması lazım önlemek için?

Ayşe: İdam caydırıcı olmaz ya. Ne istiyorlar ki çocuklardan, kadınlardan ne istediklerini de anlamıyorum. Çözmüş değilim. Ufacık çocuktan ne yararlanabilirsin ne yapabilirsin ki? O da kötü. Mesela bir sürü genelevler var, illa bir kadın istiyorsan, canın birlikte olmak istiyorsa, verirsin paranı olursun. Gayet de resmi. Ama bu sapıklıktan da beter. Bir kadına da tecavüz ediyorlar zorla, bu da çok kötü bir şey ama sonuçta büyük gelişmiş bir insan. Ama çocuk, çocuk daha yani neyinden etkilenebilirsin. Mesela kadının giyim tarzından etkilenebilirsin, ki yanlış bir şey ama çocuğun neyinden etkilenebilirsin ben onu anlamıyorum. Bu sapıklık da değil bu başka bir şey. İdam caydırıcı olmuyor bence, idam gelsin demeleri caydırıcı değil. Her gün bir çocuk kayboluyor, kız erkek fark etmiyor. İyice değişti.

Itır: Ben şöyle düşünüyorum, acaba sen ne düşünürsün bu konuda onu merak ediyorum: erkeklerin genel olarak sanki her şeye sahiplermiş ve her şeyi yapabilirlermiş gibi davrandıklarını düşünüyorum. Bu çocuk da olsa, kadın da olsa, hayvan da olsa… sanki bizim irademiz yok ve her şey erkekler için varmış gibi hareket ediyorlar gibi geliyor bana.

Ayşe: Öyle ama buralarda. Şehirlerde görmedim bilmiyorum yani nasıl durum ama bu köylerde böyle. Erkeğin dediği olacak. Erkeğin mesela eşi, erkekten ya da babasından izin almadan bir yere gidemiyor mesela. Ben gidiyorum dediğinde bile, niye kendi başına karar veriyorsun diyorlar mesela.

Itır: Kadın kocasının istediğinden veya söylediğinden başka bir şey yaptığında, sence adamı en çok kızdıran şey ne? Sözü dinlenmediği için mi yoksa kadın için endişelendiği için mi?

Ayşe: Bu erkekten erkeğe değişir. Bazıları kadının iyiliğini düşündüğü için ama çoğu mesela kendi sözü dinlenmediği için çıkışıyor.

Itır: Kadın mesela kendi iradesini koyduğunda, senin iradene karşı benim iradem gibi bir şey oluyor de mi?

Ayşe: Çoğunlukla öyle oluyor.

Itır: Feminist politika sence ne demek? Feminizm deyince aklına ne geliyor?

Emine: Valla ben bilmiyorum feminist ne demek? (Gülüşmeler) Feminist demek özgürlük mü demek?

Ayşe: Benim aklıma hiçbir şey gelmiyor.

Itır: Peki kadın mücadelesi deyince ne geliyor aklına, ne anlıyorsun?

Emine: Mücadele anlıyorum ama desen ne olacak kabul ettiremiyorsun ki kendini!

Ayşe: Kadınların birlik olup, bir şeyleri başarması aklıma geliyor. Başarabilmesi geliyor. Aslında başarabilirler de. Ama sanmıyorum, çok önlerini kapatıyorlar kadınların.

Itır: Nasıl kapatıyorlar mesela?

Ayşe: Ya önlerini kapatıyorlar işte. Ne mesela? Yani en azından bi kocası bi babası karşı çıktığında, bir huzursuzluk olmasın diye geri çekiliyor kadınlar. Ama dinlemediğinde, asi oluyorlar. “Çok asi, söz dinlemiyor, çok şımarık, başına buyruk” oluyorlar, en azından burada gördüğüm kadarıyla.

Itır: Sence diyelim ki köyde kadınların en çok ne için birlik olması lazım? Birlik olsa aşarlar diyorsun ya en çok hangi konularda kadınların bir araya gelmesi gerekiyor sence? O aşılacak şey ne sence?

Ayşe: Mesela köyde, birlik olup bir sürü projeler yapabilirler. Yaptıkları el işlerini bile mesela birlik olup köy meydanında pazara çıkıp satabilirler mesela. Bazı kadınlar ektikleri sebzeleri pazara götürüp satıyorlar. Köyüne has mesela ne yapabiliyorsan toplayıp satarsın, köye ne gerek, ne ihtiyaç varsa yaparsın. Hani köyün aş evi var ya mesela, düğünler için yapılan, orayı örnek vereyim. Orayı tüm kadınlar çıksaydı, bir kadın değil de tüm kadınlar birlik olsaydı çok farklı olurdu. Erkekler kınayıp ayıplıyorlar, kadınlar geri çekiliyor. “Kendi başlarına bir iş yapacaklar, sanki bir şey becerebilecekler” diye konuşuyorlar, kadınların da güveni sarsıldığı için geri çekiliyor, kimse çıkmıyor. Düşünsene, köy meydanına belli kadınlar çıkıyor, kadınlar çıkmıyor mesela. Güvenleri kırıldığı için geri çekiliyorlar zaten. Birlik olup, oraya ne lazım, ne gerekiyorsa, sırf orası için değil, köye ne gerekiyorsa, kadınlar birlik olup toplansa, elindekileri satsa ya da bir yerden yardım istese daha farklı olurdu.

Emine: Valla bilmiyorum ki. Konuş konuş bir şey değişmiyor. Kırsal kesim böyle.

Itır: Peki, köyün ihtiyacı zaten şu anda kadınlara verilmiş olan ve şu anda daha çok para eden topraklar aslında kadınların üzerine ama satmak veya kiralamak konusunda söz hakkı erkeklerde. Kadınların elinden ekonomik olarak gelir kazanabilecekleri her şey alınmış durumda. Gördüğüm kadarıyla pek çok kadın zaten çalışıyor, bakkalda, tarlada veya zeytinde çalışıyorlar ama sigortaları bile yok. Kızının okuması için desteklemek isteyen bir annenin elinde kaynak yok. Para ile ilgili kararları veren erkekler yani.

Ayşe: Evet öyle.

Itır: Aslen köyün ihtiyaçlarını karşılaması gereken de erkekler o zaman, para zaten onlarda. Kadınlar para kazanabilseler başka öncelikleri olacak, çocukları gibi değil mi?

Ayşe: Erkeklerde zaten hiç birlik yok. Sadece kahvede oturup dedikodu yapsınlar, boşu boşuna sallasınlar. Para da olsa erkekler birlik bir şey yapmaz bence. Eskiden mesela benim çocukluğumda köyün bir işi varsa babalarımız imece usulü yaparlardı. Babamlar hiç para almadan, yevmiye almadan çalışırlardı köyün işi için. Köyün kahvesi mi eskidi, camisi mi eskidi, avluda temizliğe mi ihtiyaç var, erkeklerin yapabileceği güç isteyen iş olduğunda imece usulü gün gün çalışırlardı. Şimdi o yok. Para olmayınca millet kılını kıpırdatmıyor.

Itır: Dayanışmayı aslen biliyorlar yani?

Ayşe: Eskiden biliyorlardı şimdi yok. Şimdi bilmiyorlar mı, her şey para mı oldu, işine mi gelmiyor onu bilmiyorum yani. Ki her şey para oldu. Gidemeyenler de bir adam tutar yevmiyesini verir ona yaptırırdı. Babam kahve çalıştırdığı için bir tane adam bulur yevmiyesini verir, gidemediği için adamı gönderirdi. Öyle yapardı haksızlık olmasın diye. Bazen de kendi çalışırdı.

Itır: Kadına yönelik şiddet konusunda ne düşünüyorsun?

Ayşe: Kadına şiddet çok kötü bir şey tabii ki. Kadın, erkek aynı benim için mesela. Kadına şiddet, başıma gelmediği için bu konuda çok konuşamayacağım. Ama haksızlık. Kadın ne yani? Kadına şiddet, güzel konuşmak varken şiddet niye yani? Tek şiddet dövmek de değil. Konuşmanla da, sert konuşmanla da… Bence o da bir şiddet. Sert konuştuğunda bağırıp çağırdığında da şiddet. Sırf şey değil yani. Mesela bir kadın da, babasına ailesine kocasına bağırmaması lazım.

Itır: Ekonomik şiddet deyince ne anlıyorsun?

Ayşe: O daha kötü bence.

Itır: Az önce konuştuk ya, para eden her şeyin tapusu kadınların üzerine ama kararları erkekler veriyorlar. Kadınlar çalışıp para kazanıyorlar ama getirip erkeklerin eline veriyorlar. Bunları yaşadığımız gözlediğimiz için söylüyorum.

Ayşe: İşte bu daha kötü. Dövmekten daha beter bence. Parasını kazandığında elinden alınması daha kötü bir şey. Ha mesela şöyle olur, kadın kazanır, kocasının bir ihtiyacı olur, ödemesi gereken bir borcu olur verir kocasına. Ama mesela kadının borcu olduğunda kocası da para verebilir ona. Böyle bir eşitlik olabilir. Çoğunlukla yok mesela burada, bu köyde yok. Tamam evde kadının, kocanın ayrı parası olmasına, senin paran, benim param olmasına karşıyım ben. Kocamın bir ihtiyacı varsa, ne varsa elimde ben veririm, kocam da benim bir ihtiyacım varsa zaten bana verir. Mesela şu anda ben çalışıyorum, ben yapıyorum üzerime düşen vazifeyi, ona veririm elimde ne varsa, o da bana verir her ne ihtiyacım olursa olsun. Biz ortak karar veriyoruz. Bu dediğin daha az, bu köyde çok az sayıda oluyor. Yani o da çalışıp kocasına veriyordur, ama şey az oluyor: kadın çalışıp çalışıp kocasına versin, o da gitsin kahve köşelerinde yesin, alemlere gitsin. Birkaç adam var öyle karısının çalıştığı parayla pavyonlara gidiyor arkadaşlarıyla eğleniyor. O çok kötü bir şey. Buna karşıyım mesela. Böyle olmaması lazım ama diğer bazı kadınlar, birkaç kişi var öyle: çalıştığı parayı kendi harcıyor. Neye harcıyor, gezip tozmuyor yine ailesine evine harcıyor. Kocası almıyor ama evin ne ihtiyacı varsa kendisi harcıyor. Çok kişi için geçerli değil ama bazı kadınlar burada. Başka yerlerde nasıl bilmiyorum ama. Bazıları ortak karar veriyor; ikisi de kazandığı parayı ortaya koyuyor. Bazıları kadın erkek çalışıyor, kendi ihtiyaçlarını kendi karşılıyor. Bazıları kadının elinden alıyor zorla çalıştığı parayı. Onlar da mecbur kalıyor veriyor. Sırf kadın çalışıp erkeklere vermiyor gene.

Ama çalışan kadın sayısı da az. Eskiden çokmuş ama şimdi az. Şimdi yapacak iş kalmadı. İşte hayvan para etmiyor, et para etmiyor, süt para etmiyor, zeytin para etmiyor. İşte yemler çok pahalandı, bunu kaldıramıyor, yem borcunu ödeyemiyor ki sen bir gelir kazanamıyorsun buradan, dünya kadar borçlu olarak geri çekiliyor. Yevmiyeye gidiyor sadece. Burada mesela çoğunlukla herkes yerlerini sattığı için, dışarıdan gelen kişiler de bahçe yapıyor, ev yapıyor. Malını, mülkünü yabancılara satan da onlara yevmiyeye gidiyor. Yevmiyesini alıyor geliyor eve, çoluğunla çocuğunla yiyor. Bazısı kendi yiyor. Öyle yapıyor. Çok iş imkanı kalmadı zaten. Kadınların çalışabileceği iş imkanı kalmadı. Sadece zeytin zamanı zeytin yevmiyesine gidiyor kadınlar. Ona da bazılarının kocası çalışmasına izin vermiyor. Çalışmasını istiyor bazıları, hanımının üzülmesini istemiyor. Bazıları da kıskançlık yaptığı için göndermiyor. Bazısı çalışmasını istemiyor ama kadın da çalışıp kendi parasını kazandığında gayet de mutlu oluyor. Tamam yorucu ama çalışmak güzel bir şey. Ben mesela çalışmak istemem. Evde oturayım, evimin işini yapayım, gezeyim, komşuya gideyim, dışarı gideyim, çalışmak istemem. Ben öyle olmasını isterim. Ama eşimin düzenli geliri olursa isterim.

Emine: İş azaldı. Önceden halı dokurduk, ihraç edilirdi. Kadınlar bütün, halı dokurdu. O kadar çok çalışırdık ama para kazanırdık. Zeytine amele götürürdük, fasulyeye amele götürürdük ama insan sağlığı dediler, açık arabaları yasakladılar, hepsi yok oldu. Kadınlara artık iş kalmadı. Sadece temizliğe gidiyoruz şimdi. Ona da gücü olan gidiyor. Adamların eline bakıyoruz şimdi. Sat bir tarla ye. Sonumuz ne olacak Allah bilir.

Itır: Ayşe, şu anda sen hem çalışıyorsun hem evinin işini yapıyorsun ya, evin işini ortak yürütseydi iki insan, ama ucundan yardım etmek gibi değil de gerçekten evin bakımı, çocuk bakımı, temizlikler, o zaman da çalışmak istemez miydin? Hem çalışmak hem evin işi yükü mü fazla geliyor acaba?

Ayşe: Tabi canım. Oturayım evimin işini, yemeğini yapayım demek tamam saçma, evin işi başlı başına bir sorumluluk, daha ağır bence. Dışarıda çalışsan evin işiyle uğraşmasan daha iyi bence. Ama evimden çıkmayayım diye diyorum ben. Hem dışarıda yorulduğum için öyle diyorum. Ama evin işini sırf kadının yapması diye bir kaide de yok bence. Sen çalıştığında, kocan da evin işini yapar, çocuğa bakar bence. Ama şimdi erkekler dışarıda çalıştığı için, para getirdiği için yorulduğu için, gelip evin işini yapması da komik olur sen evde boş boş otururken. Biz de dışarıda birlikte çalıştığımız zaman, eve gelince evin işini de birlikte yapıyoruz, yemeğini yaparken, sofra kurarken yardım ediyor benim eşim mesela. Ama şimdi ben evde oturuyorum. Tamam ev işi de yorucu, başlı başına daha yorucu ama hani o da dışarıda fiziksel olarak, beden olarak yoruluyor ya ondan diyorum. Karı koca bir çalıştın mı, adamın ben yoruldum deyip yatması da sinir bozucu mesela. Dışarıda beraber çalışıyorsan, evde de beraber yapman lazım evin işlerini.

 

Itır: Sence yasal olarak kadınların hayatlarını iyileştirmek için hukuken nasıl önlemler alınmalı? Nasıl haklar tanınmalı?

Emine: Şiddet konusunda destekliyorlar kadınları, uzaklaştırma veriyorlar filan ama gene bir faydası yok. Yine kadın cinayetleri yine dövme, yine şiddet. Değişen bir şey yok.

Itır: Burada köyde çok tanık oluyor musun?

Emine: Biz kendimiz ne kadar çok yaşadık zamanında. Gerçi şimdi yok. Şimdi gençlerde hiç yok. Ama bizim zamanımızda vardı.

Itır: Mecliste kadınlarla ilgili politika yapmak ister miydin şansın olsa?

 

Emine: Ben hiç anlamıyorum ki. Yapamam ki.

Itır: Şansın olsaydı, mecliste kadınlarla ve çocuklarla ilgili konularda politika yapmak ister miydin?

Ayşe: Yani isterdim tabi, kadın ve çocuk deyince neden istemiyim. İsterdim.

Itır: Peki neleri değiştirirdin, neler yapmak isterdin? Hop diye aklına gelen şeyler var mı? Mesela kadına yönelik şiddeti önlemek için bir şeyler yapıyorlar ama yeterli geliyor mu sana? İşe yarıyor mu?

Ayşe: Gelmiyor, işe de yaramıyor da. Ne yapardım? Hımmm. Yani kadınların da sözünün erkekler kadar geçmesi için evde, dışarıda sağlamaya çalışırdım. Tamam bazı kadınların dışarıda sözü de geçiyor, evde de geçiyor. Ama çoğunlukla erkekten sonra geliyor kadınlar. Onun için uğraşırdım mesela. Çocukların iyi eğitim alması için daha fazla uğraşırdım. Köy çocuğu, şehir çocuğu ayırt etmeden. Mecbur yapardım kursları. Şimdi halk eğitim kursları var ama yeterli değil, bir tek ilçeye gidersen olur, çoğu kişi de gidemiyor. Mesela köylerde ücretsiz ders verilmesini sağlardım. Çocukların oynamaya da hakları var tatillerde sokaklarda. İnternette, bilgisayarda oynamalarındansa sokakta oynamalarını tercih ederim. Ama belli saatlerde mesela öyle, kötü olan derslerine, çocukların zevk alabileceği şekilde, oyunlarla ders vermelerini isterim. Destek olmak için. Sabahtan akşama kadar değil ama öğlene kadar ya da iki saatçik. Öyle bir şey yapardım mesela. Şehirde gönderiyorlar mesela, özel ders aldırtıyorlar. Öğlene kadar mı saatlik mi bilmiyorum ama. Tamam burada ilçeye götürürsün kendi arabanla ama olmuyor işte. İşler var. Mecbur kılardım köylerde bütün çocukların kötü olan derslerinde destek olmayı. Oyun alanları kuralım desem, oyun alanları var mesela. Böyle şeysiz, çocuğum ne durumda demeden, sokakta şu anda çocuklarımız. O konuda rahatız. Ama ileride ne olur bilemiyoruz. Şehirdeki çocuklar gibi hiç dışarıya çıkamadan, evde kalmak gibi bir şeyleri yok. Daha sonra ne olur bilemiyorum. Çevremize kötü insanlar gelir, çocuklarımıza zarar verir mi diye bir endişem var ama. Çok da yok şimdi. Çünkü herkes tanıdık. Saçma sapan insanlar yok çocuklara zarar verecek. Sadece ne oluyor çocuğun kavga ettiğinde bağıran olabiliyor, o da korkutmak amaçlı, bir daha yapmasın diye. Ama daha kötü şeyler gelmiyor başında.

Itır: Orada sen olmasan bile, diğer biri onu gözetiyor onu biliyorsun.

Ayşe: Evet evet. İçimiz rahat ama o da olmayacak daha sonra galiba. Güvenemeyeceğin insanlar çok var. Ekonomik olarak kimse geçinemiyor. Herkes tarlasını satıyor mesela. Bir sürü yabancı kişi geliyor köylere. O yüzden güvenemeyeceksin zamanla, çünkü tanımıyorsun. Güvensizlik olacak, şehirlere benzeyecek yakında. Ne kadar iyi bir insan da olsa, tanımadığın için güvenemeyeceksin, ona zaman tanıyamayacaksın. Öyle şeyler yapardım işte çocuklara. Tamam ders vereceksin ama onu da okuldaki gibi değil de eğlendirerek olsun isterdim. Sıkıcı olarak değil yani, sıkılıyorlar zaten bütün kış. Ne kadar zevk alsalar da bir yerden sonra hep aynı hep aynı.

Itır: Aslında normalde okulda da öyle eğlenceli olsa eğitim değil mi?

Ayşe: yani evet, tamam öğrenmesi gerekiyor. Okuyabilmesi için çok şey öğrenmesi gerekiyor ama çok sıkıcı geliyor çocuklara.07

Itır: Benim sorularım bu kadar. Senin özellikle söylemek istediğin başka şeyler var mı?

Ayşe: Kadınların mesela kendi özgürlükleri olsun, tamam bir yere giderken haber vermeleri gerekiyor, babalarına, aile büyüklerine endişelenmemeleri için. Benim de çocuğum var, anne ben buraya gidiyorum, gidebilir miyim demesini isterim. Gittiği yeri de izin almadan gitse bile, arkadaşları ile gittiği yeri de bana söylemesi gerekiyor. Kadınların da mesela, haber vermeden başına buyruk gitmesinden yana değilim ama, kadın erkek konuşarak, bir şeyler yapmaya çalışan kadınların da özgürce bırakılmasını isterim. Hayır yapamazsın diye bir kelime kullanmadan, yaparsın da bak böyle böyle olur diyerek, endişelendiğini belirterek, sen bilirsin de gene, senin için üzülürüm demesini isterim. Bana deniyor ama çoğu kadına öyle konuşulmadığı için, kadınların özgür bırakılmasını isterim. Dedikodu olmadan. Ya ben işte onu yaparsam dedikodu olurum falan deyip de kendilerini kısıtlamadan hareket etmelerini isterim.