Eylem Tuncaelli: Adios Amigo!

Yıllar önceydi. Çevre Mühendisleri Odası olarak 5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle uluslararası bir etkinlik planlamış ve Küba’yla yazışmalarımıza hemen yanıt gelmişti. Küba Çevre Ajansı Başkanı Gisela Alonso, Bilim, Fen ve Teknoloji Bakanlığı Uzmanı Yadira Gonzalez ve Küba Büyükelçiliği I. Sekreteri Alejandro Simencas Marin davetimizle bizimle olmuş ve İstanbul, Ankara merkezli etkinliklerimize katılmıştı.

Yoğun program haricinde kalan zamanlarda, tarihi boyunca nice işgale, zorbalığa direnmiş kenti adımladık beraber. Tekne gezimizde Fidel’in sesinden mektubu dinleyen Gisela duygulanmış ve Küba’daki herkesin kişisel tarihinde Fidel’in ne denli önemli olduğunu oldukça samimi cümlelerle, yüreği coşku, gözleri yaş dolarak anlatmıştı.

Kimya mühendisiydi, devrim kadar gençti o zamanlar. Lisansını tamamlamış yüksek lisans çalışmalarına başlamıştı. Fidel her akşam enstitüye uğruyor, her asistanla tek tek sohbet ediyordu. Bir akşam Gisela’ya “Sen kimya alanında çalışıyorsun ama çevre konusunda eksikliklerimiz var; bu konu için ne dersin?” diye sorunca Gisela, doktora çalışmaları dâhil yüzünü buraya çevirmişti.

Gisela ilk gençlik yıllarına döndüğünde, ılık bir rüzgârın dolandığı güzel bir yaz akşamı yükseliyordu İstanbul semalarında… “Bizim ülkemizde bir konuda bürokrat, bakan olabilmek için o konuda en azından doktora yapmak gerekir, sizin şartlarınız nedir” sorusuyla bana bakıyor; “okuma yazmayı az biraz sökmüş olmak yeter” derken ben; üzülme geçer dercesine omzumu sıvazlıyordu.

Biz devrime inandık Señorita…

 1511’den itibaren sömürgeye, baskı ve zulme direnen Küba… Batista diktası altında inim inim inleyen ülke… 448 yıl boyunca açlık, sefalet ve acının reva görüldüğü okyanusun güzel kızı…

Bir avuç güzel insanın öncülüğünde Batista’yı kovalayan, dünya devrim tarihinde umudu çok uzak ülkelere taşıyan Küba…

Amerika’nın burnunun dibinde ona kafa tutan küçük ada ülkesi… Yeni bir yaşama merhaba diyen Che, Fidel ve arkadaşlarının toprakları…

Devrimi sürdürmenin, iktidarı almaktan çok daha zor olduğunu anlatır Alexandra Kolontai. Hele ki insanlık dışı bir abluka altındaysanız, ülkenize ilaç dahi sokamazken, bırakın okyanusu, dünyada yapayalnızken ne amansız bir derttir insanların mutluluğu…

Kimdi Fidel…

 Orta halli İspanyol göçmeni bir baba ile aşçı bir annenin hukuk doktorası yapmış çocuğuydu Fidel… Ne ironiktir ki İspanya birlikleri ile Küba’ya gelmiş asker bir babanın, Küba’ya devrimi getirmiş oğludur. Che’nin arkadaşı, güzel yarınlar için mücadele veren milyonların yoldaşıdır. “Sayın yargıç siz beni mahkûm edin, tarih beni haklı çıkaracaktır!” diyen, 70’lerden sonra çok da eleştirilendir.

Tuxpan’dan Santa Clara’ya “Hasta la victoria siempre”

25 Kasım 1956 saatler ikiyi gösterirken ışıkları sönmüş, Tuxpan’dan demir alan bir geminin 82 yolcusundan biridir Fidel… Hava son derece kötü, geminin yükü ağır… Bir ülkenin umudu basmış omurgasına… Jamaica ve Büyük Cayman adası boyunca güneyinden dolanılacak ülke… En azından plan bu… Bir Arjantinli, bir İtalyan, bir Meksikalı, bir Dominikli ve 78 Kübalı…

Granma mürettebatının suyu, gıda maddesi ve yakıtı tükenmek üzere… 2 Aralık’ta gemi karaya oturuyor ve kendisi için hazırlanan karşılama törenine savaş uçakları ve makinalı tüfekler nezaret ediyor. Che’nin dediği gibi bir çıkartma değil bir deniz kazasıyla sonlanmıştır rota. Ağır kayıplar verilmesine rağmen yılmayan asilerin sayısı 300’e ulaşır kısa sürede ve 46 gündür süren yürüyüş Las Villas’ın dağları ile buluşur. Nice ölüm, baskı ve yalan püskürtülür üzerlerine… Ama şairin dediği gibi “gülüşüne bin kurşun sıksa da ölüm; unutma ki umuda kurşun işlemez gülüm” Santa Clara’daki çarpışmayı kaybeden Batista, arkasına bakmadan kaçarken, gerilla Havana’yı alır ve değiştirirler tarihin egemenler lehine olan akışını. Artık serpilmiştir tohum toprağa ve yeşerecektir daima…

Nazım şöyle anlatır Havana Röportajı’nda;

 

“Fidel de içlerinde 82’nin 12’si sağ kalmıştı

Fidel de içlerinde 12 kişiydiler 56’nın Kasımında

Fidel de içlerinde 150 kişiydiler Aralığında 56’nın

Fidel de içlerinde 500 kişiydiler Şubatında 57’nin

Fidel de içlerinde 1000 oldular 5000 oldular

Fidel de içlerinde”

Uyku tutmayan bir gece, televizyonu açmış bir Amerikan casusunu anlatan filme sırf Küba’da geçiyor diye takılmıştım. Sahne 50’lerin sonları… Gazinolar, kumarhaneler, bataklıklar, Amerikan arabaları ile dolu sıradan bir film… Tam bitti derken siyah beyaz orijinal görüntüler girdi kareye. Che, Fidel ve yoldaşları kol kola Havana’ya giriyor; halk mutlu, şarkılar söylüyor. Bu öyle sınır, zaman ve mekân tanımaz bir umuttur ki o görüntüler bile dünyanın diğer ucunda yaşayan genç bir kadını, doksanlı yılların sonunda bir gece yarısı heyecanlandırmaya yetmiş, yüzündeki gülümsemeyi büyütmüştür.

El pueblo unido jamás sera vencido!

 Önce Latin Amerika’da şişer yelkenler daha güçlü bir rüzgârla… Nikaragua, Bolivya, Venezüella, Şili, Meksika… 70’lerde demokratik seçimlerle iktidara gelen Allende döneminde artık tüm dünya ezilenlerinin sloganı olmuştur: “El pueblo unido jamás será vencido” Ve kim inkâr edebilir ki bu topraklardaki birçok siyasal yapıyı da etkilediğini.

Ekolojik perspektiften Küba’da devrimin kazanımları…

 Kolomb, Küba’ya ayak bastığında %95’i orman olan bu topraklardan oldukça etkilenir ve “Şimdiye dek bir insanın gözünün gördüğü en güzel topraklar” diye mırıldanır. İnsan, işgal ve emperyal politikalarıyla sadece kendi türünü köleleştirmemiş, doğayı da katletmiştir tarih boyunca.

1959 yılında Batista, uçaktan son kez %14’ü orman alanı kalmış bu topraklara bakarken elbette kaçabilmiş olmanın sevinci ile oturuyordu koltuğunda. Devrimci hükümet önce toprak reformunu yapıyor, ardından okuma-yazma seferberliği ilan ediyor, Tarım Reformu Kanunu ile doğal rezervleri koruma altına alıyor, biyoçeşitliliğin korunması, mikro-rezervuarların geliştirilmesi, ormanlaştırma, mera restorasyonu ve halk sağlığı kampanyaları ile bütüncül bir çalışma sayesinde doğa koruma yönünde ciddi kazanımlar sağlıyor.

Yıl 1978’dir. Yoksullukla mücadele eden Küba’nın “kalkınması” gerekmektedir! Buna rağmen çevreye zarar verebileceği tespit edilen kalkınma projelerinin veto edilmesine ilişkin kanun yürürlüğe girmiş; doğanın korunması yönündeki tüm uluslararası anlaşmaların imzacısı olunmuştur. 1994 yılında ABD bu anlaşmaların 19’unu imzalamışken, Küba’nın taraf olduğu anlaşma sayısı 30’dur.

1992 yılında Rio’da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda Fidel şunları söyler:

“Eğer insanlığın, kendisini yok etmesinden kurtarılmasını istiyorsak, zenginlikleri ve mevcut teknolojileri bu gezegen üzerinde daha adil bir şekilde bölüştürmeliyiz. Yeryüzünün kalan kısmında daha az yoksulluk ve açlık olması için birkaç ülkede daha az lüks ve daha az israf olmalı. Çevreyi felakete sürükleyen tüketici hayat tarzları ve alışkanlıklarının Üçüncü Dünya’ya transferine artık bir son. İnsan hayatını daha rasyonel kılalım. Adil bir uluslararası ekonomik düzen uygulansın. Kirletici olmayan bir sürdürülebilir kalkınma için bütün bilimi kullanalım. Dış borçlar değil, ekolojik borçlar ödensin. İnsanlık değil, açlık ortadan kaldırılsın”

Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF) 2006 yılında yayınladığı ikinci Yaşayan Gezegen Raporu, Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya üzerinde sadece Küba’nın sürdürülebilir kalkınma kriterlerini sağladığını göstermektedir.

Adios Amigo!

 

Birçok şey yazılıyor ardından… Övgüler, eleştiriler… Oysa tarih verili durumun analizi ile okunmalıdır. İçinde bulunulan şartlar ve tutumlarla değerlendirilmelidir zaman. Kim ne derse desin Küba önemli bir deneyimdir. Eksikleri, yanlışları olmuş mudur? Mutlaka. Ardından gelen elbette daha iyisi olacaktır. Ama bu daha iyinin var edilebilmesi için bile en güçlü ışıktır

Küba ve selam olsun bu deneyimi bizlere kazandıran yoldaşlara!!!

 

Hasta siempre…