Emin Ekinci : Yine Yeniden Mücadeleye

 

Emek hareketi üzerine uzun süredir kafa yoran insanlar mevcut durumdan çıkış yolu arayışlarını sürdürüyorlar. Sarı sendikaların mevcut durumdan memnun olduğunu söylemeye bile gerek yok. Bizi burada ilgilendiren tarihsel geçmişlerinde emek adına sokakları inleten, siyasi iktidarları sarsan, emeği ile geçinen milyonların sesi ve vicdanı olan sendikaların da mevcut duruma dolaylı sessiz kalmalarıdır.

KESK ve DİSK   için olup bitenlere sessiz kalıyorlar demek haksızlık olur. Siyasi iktidarın bütün saldırılarına mutlaka güçleri oranında ses çıkartıyorlar, basın açıklaması yapıyorlar, farklı yöntemlerle itiraz ediyorlar… vs. Etkisiz de olsa, rutin işler, sonuçta yapılıyor.

Nedir durum? Siyasi iktidar KHK ve OHAL gerekçeleri ile tüm muhalifleri susturduğu gibi sendikaları da etkisiz hale getirmiştir. Gerçi sendikaların etkisizleştirilmesinin tarihsel sürecini sadece bu dönemle açıklamak konunun özünü masaya yatırmamak anlamına gelir. Emek hareketi mevcut yapısı ile OHAL dönemlerinden önce de etkisizleşmişti. Etkisiz bir yapılanmanın baskıcı dönemlerin arttığı faşizan uygulamaların yoğunlaştığı dönemlerde tamamen devre dışı kalmaları kaçınılmazdır. Sermayenin küreselleşmesi süreci ile kendini yeniden yapılandırdığını anlatmaya gerek yok, yıllardır küreselleşme süreci sonucunda uygulanan neoliberal politikaların sonuçlarını yaşıyoruz. Bütün dünyayı abluka altına alan, ucuz emek piyasalarının oluştuğu ülkelerde karlarına kar katan, esnek üretim, taşeron sistem, geç emeklilik, sosyal güvencesizlik gibi konularla hukuk ve adaleti yok ederek kapitalizmin bir dönemine ait olan sosyal devlet politikaları sonucunda oluşan kurumların nasıl tasfiye edildiğini hep birlikte izlemekteyiz… Böylelikle emeğin kazanımları sürekli yok edilerek yeni bir dönem inşa ediliyor. Birinci dünya ve ikinci dünya savaşları sonucunda oluşturulmuş kurumlar, BM, İLO vs kurumlar artık anlamını kaybediyor. Şirketlerin devletleştiği, ya da devletlerin şirketleştiği yeni dönem  kapitalizmin kendi yarattığı kurumları da tasfiye ederek yoluna devam edeceğe benziyor. Genel hatları ile somut durumun cevabı sermayenin yeniden yapılanması sürecinde yaptıklarının özetidir.

Bunun karşısında emekçiler ve emek örgütleri eski konumlarında durmaya devam ederlerse etkisiz kalmaya devam etmeyi kabul etmiş olurlar. Bu durum sendikaların kendi geleceklerini konuşmak tartışmak ve adım atmalarını gerektiren bir durumdur.

En basit, somut yalın haliyle başımızı elimizin arasına alıp düşünelim. Asgari ücret komisyonu toplanmaya başladı yaklaşık yirmi milyon emekçiyi ilgilendiriyor. Sonuçları malum. Şirketlerin maliyet hesaplarına kurban edilecek garibanların yoksulların emeği. Peki, sendikaların direnme gücü var mı?

Yıl sonu yaklaşıyor, büyüme rakamları açıklandı, epey ‘’büyümüşüz’’ büyüyen ekonomiden emekçiler hiç pay almışlar mı, ya da asgari ücret beş bin lira mı olacak?

Usulen de olsa bir ülkenin bütçesi mecliste görüşülürken sendika temsilcileri görüşmeleri izler, meclisin Dikmen kapısında itiraz açıklamalarını yapar savaşa değil halka bütçe filan derlerdi. Şimdi sendikaların aklı mı yok mecali mi?

Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu siyasi dönem şirketlerin küreselleşmede geldikleri noktadan ayrı düşünülemez. Ortadoğu’da uygulanan emperyal program ve yeni oluşturulmaya çalışılan dengeleri de düşünürsek olup biteni iç ya da dış meseleler olarak ayırma döneminin bittiğini görebiliriz. Küreselleşmenin politik etkileri ülkelerin siyasi gündemini de belirlemiş oluyor.

Sendikal örgütlerin ortaya çıkışının belirleyici gerekçesi, alfabesi olan ekonomik talepleri gündemine alamayan, eriyen ücretleri için susan ya da susturulan bir dönemi yaşayan sendikal hareketin, yaratılan çok geniş mağdur kesimlerin sesi ve umudu olabilecek yeni bir yapılanmaya ihtiyacı vardır. Demokrasi mücadelesi ile emek mücadelesinin iç içeliğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Örgütlenme alanı ve kapsamı yeniden değerlendirilmelidir… İşkolu sendikacılığının açmazları masaya yatırılmalıdır. İşsizler, mülteci işçiler, emekliler, tarım işçileri, kent yoksulları örgütlenme kapsamında görülmelidir. Toplu sözleşmenin kapsamı, mücadelesi yeniden ele alınmalıdır. Mevcut yasal düzenlemeleri yok sayarak fiili ve meşru bir yol izleyerek yeni eylem planları hazırlanmalıdır.

Toplumdaki sosyolojik bölünmenin yarattığı bulanıklık sonucu görünmez kılınan yoksulluk ve sınıf kardeşliğinin önündeki engelleri doğru okumaya, farklı düşünen yoksul kesimlerle farklı nedenlerle karşı karşıya getirilen derinleştirilen çelişkileri kaşımaya hizmet eden söylem ve eylemden uzak durmak yeni dönemin yeniden tanımlanmasında önemli rol oynayacaktır.

Başka bir hayatın hayalini kuracak hayal gücü ve cesaretin azalmasını ortadan kaldırmak bize bağlıdır. Umut ve ütopya kurmayı toplumsallaştırmak en acil görevdir. Bireysel umutsuzlukların, teslim olmaların önüne geçecek olan tek çare toplumda yok edilmek istenen, aslında hep var olan umutları birleştirmeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Özgürlük, emek, barış ve ekolojik mücadelenin kazanılması ancak mücadelenin toplumsallaşması ile mümkündür. Emek hareketi toplumsal bir sözleşmeyi siyasi iktidarın önüne getirme gücünü bulabileceği bir örgütlülüğü hedeflemelidir. Bu hedef şimdilik çok uzak görünse de belki de çok yakınlığı bize bağlıdır.