Cihan Erdal: Orlando’dan Hande Kader Katliamına

Savaş hepimize karşı açılmışsa…

20 Temmuz 2015’te gerçekleşen Suruç Katlia-mı’nın hemen ertesinde çeşitli LGBTİ örgütleri ve aktivistlerinin bir araya gelmesiyle oluşturduğumuz LGBTİ Barış Girişimi’nin kuruluş bildirgesinde şöyle demiştik:

Bu savaş aynı zamanda erkekliğin savaşıdır, sarayın savaşı ve şiddeti aynı zamanda ataerkil zihniyetle, militarizm ile beslenmektedir, erkekliği kutsamaktadır ve nefret söylemini güçlendirmektedir. Dolayısıyla biz LGBTİ’ler erkekliğin savaşını reddediyoruz.

Ayrımcılığın, zorbalığın ve şiddetin tüm ötekiler üzerinde artarak devam etmesi anlamına gelen savaş, esasen biz LGBTİ’lere karşı da açılmış bir savaştır. TV ekranlarında boy gösteren strateji uzmanlarının savaş/güvenlik temalı, derinlikli ve bol kırmızı çizgili analizlerini bir yana koyarsak, savaşın çıplak hakikatinin ezilenlerin gündelik yaşamında katlanılmaz deneyimlere karşılık geldiğini görebiliriz.

Bir yıldır içerisinde debelendiğimiz savaş hali, Ortadoğu’daki paylaşım mücadelesiyle, Kürt sorunuyla ilgilidir elbette, ama aynı zamanda bu coğrafyada yaşayan tüm toplumların yaşamlarını saran, günlerini ve geleceklerini adeta esir alan bir hakikattir. O nedenle, Türkiye’de bugün barış herkes için acil bir gereklilik.

Orlando’nun dersi

Suruç Katliamından sonra çokça katliam yaşandı. 80 öncesi ve sonrasının korkulu günlerinin hikâyeleriyle büyümüş biz politik genç kuşağın, belki daha da büyük acılarla karşılaşmış olmanın şokunu üzerinden atabilmiş olduğunu söyleyemeyiz. Savaş halen sürüyor.

Türkiye’de, Ortadoğu’da ve Avrupa’da birbiri ardına devam etmekte olan katliamlar silsilesi içerisinde, 12 Haziran 2016’da ABD’de bir gay bara yapılan saldırıyla gerçekleşen, 50 eşcinselin hayatını kaybettiği Orlando Katliamının işaret ettiği özel bir anlam var. O da, IŞİD’in tüm dünyada estirdiği terör dalgasının LGBTİ’lere yönelik bir savaşı da içeren boyutta olduğunu aşikâr kılmasıdır. En belirgin haliyle Orlando Katliamında tanıklık ettiğimiz bu olgu, Türkiye’de birlikte mücadele etmenin yollarını zorlayan özgürlük hareketleri açısından bir ders niteliğinde de olabilmelidir.

Ortadoğu’yu ve Türkiye’yi tek tip bir coğrafya haline getirmeye çalışan zihniyet aynı zamanda dünyanın her yerinde farklılıkları kendi varlığı için tehdit olarak görmektedir. Ezidi, Kürt, Nusayri, Türkmen ve Hıristiyan toplumlarına yönelen saldırı Orlando’da LGBTİ’lere yönelmiştir. Bize düşen ise, IŞİD’in tekçi, mezhepçi, katliamcı ideolojisi karşısında yaşam hakkını savunmanın ötesine geçen, özgürleşmenin yollarını döşeyecek olan ezilenlerin birlikteliğini güçlendirmek hedefiyle mücadele etmektir.

Hande Kader’in katledilmesi

Memleketin hali şiddete doğru yol aldıkça trans cinayetleri haberlerinin artması tesadüfi vakalar olmaktan çıkıyor, savaş ve şiddetle dolu iklimin bir parçası olarak işliyor. Erkekliğin kanlı gösterisi, yalnızca cephede değil gündelik yaşam alanlarında, gündüzde ve gecede LGBTİ’lerin ve bilhassa transların yaşamlarına musallat oluyor. Yaşamı translara dar eden, transları yakarak katletmeyi hak gören IŞİDvari zihniyet, en nihayetinde Hande Kader örneğiyle bize hiç de uzağımızda olmadığını anlatıyor. “Etrafınız sarıldı, teslim olun!” diyor.

Hande Kader katliamı, demokrasi güçlerinin ve sıradan yurttaşların vicdanını sızlatan bir olay olması bakımından lanetlendi ve sokak eylemleriyle gündemde epeyce yer buldu. Ancak, trans cinayetlerinin politik mahiyeti, egemen ahlak anlayışının bir sonucu olduğu, sistemik bir mesele olduğu kavranmadan, liberal hak mücadeleleri olarak algılanmasının ötesine geçilmeden radikal, köklü bir çözüme yaklaşmamız mümkün olmayacak.

Barış ve özgürleşmenin siyaseti

Hem Orlando katliamı hem de Hande Kader cinayetinin bize işaret ettiği ortak nokta, IŞİD zihniyetine karşı özgürleşme siyasetinin elzem oluşudur. Demokrat, sol, sosyalist güçler ve LGBTİ hareketinin Türkiye’nin demokratikleşmesi, özgürleşme ve barış siyaseti temelinde kenetlenmesi için kaybedecek zaman lüksümüz yok.

Savaştan etkilenen, nefes alınabilir bir geleceği arzulayan her kesimin barışın öznesi haline gelmesi için sahici çabası gerekiyor. Barış mücadelesinin öznesi olmayı başardıkça, LGBTİ toplumunun ve barıştan yana olan tüm kesimlerin ortak barış çığlığı yükseldikçe ölümleri durdurabilir, hapsedilmeye çalışıldığımız korku atmosferini yok edebilir, barışı inşa edebiliriz.

Savaş siyasetinin eril tahakküm ile ataerkil düşünüş biçimleri sayesinde toplumun bütün hücrelerine nüfuz edip zihinlere kök saldığını unutmadan öreceğimiz bir barış siyasetini geliştirmek ihtiyacı, önümüzde önemli bir görev olarak duruyor.

İşgal edilen toprakların duvarlarına kazınan eril laflar ve küfürler, sokağın ve medyanın militarizasyonu, şiddet soslu kahramanlık hikâyelerinin yaygın dolaşımı erkekliğin savaşının alametleri olarak yok edilmeyi bekliyor.