Bekir Ağırdır: Sorun insanları ortak bir ütopyaya nasıl dahil edecegiz? – Söyleşi

Yeşil Sol Gençler üyesi Ozan Güler KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır ile referandum sonuçları üzerine konuştu.

Ozan Güler: Kürt illerindeki referandum sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? AKP’den HDP’ye oy kaydı mı?

Bekir Ağırdır: Şimdi üç dört mesele var bakılması gereken. Bir o coğrafyada, o coğrafya dediğimiz Kürt coğrafyası ya da HDP’nin domine ettiği on iki ile baktığımızda HDP’nin oyundan 300.000 civarında eksilme var. İki AKP’nin oyunda 400- 450 bin mertebesinde artma var. Üç, geçen sene yani 1 Kasıma göre seçime katılımda %2-3 fark var o bölgede. 1 Mayıs Pazartesi sabahında KONDA’nın sayısal analiz raporu çıkacak; orada çok daha kapsamlı analizler yer alacak.

 

Ozan Güler: Azalış mı var?

Bekir Ağırdır: Azalma var. Türkiye’nin en düşük seçime katılma oranları o bölgede. 1 Kasıma göre 2-3 puan, 7 Hazirana göre nerdeyse 4-5 puan azalma var. Bu şunun için önemli 7 Hazirandan 1 Kasıma gelirken on üçten on bire dönerken de AKP’ye döndükleri için değil HDP’ye oy veren Kürtlerin bir kısmı sandığa gitmediği için azalma oldu. Şimdi de aynı şekilde HDP’nin azalması Ak Parti’ye doğru dönmekten daha çok katılma eksikliğinden diyebiliriz.

Ama bir yandan da Ak Parti’nin oyunda on iki ilin toplamında 400.000 civarında artma var ki toplam geçerli oyların içinde referandumun içinde binde 8. Bir başka şey katılımın yanı sıra geçerli oylar, geçersiz oylar meselesinde var. Aşağı yukarı o bölgedeki on iki il Türkiye’deki geçersiz oyların en yüksek olduğu iller. Türkiye geçersiz oy ortalaması 1,8’ken, bu referandum için orada 3’ten başlıyor, 3,7’ye kadar gidiyor.

Bu geçersiz oylar bizim tespit ettiğimiz sadece bu 16 Nisan için değil genel olarak 1950’den bu tarafa bütün seçimlere baktığımız zamanki geçersiz oylar. Geçersiz oy meselesi öyle varsayıldığı gibi bizim beyaz Türklerin, okumuş yazmışların varsaydığı gibi eğitimsizlikten, işte amblemi karıştırıyor olmaktan dolayı falan değil. Öyle de vardır elbette 56 milyonun içinde 10.000 kişi, 20.000 kişi. Ama geçersiz oyun asıl nedeni protesto oyu olması. Öyle varsayıldığı gibi eğitimsizlikten insanlar yanlış veriyor, yanlış basıyor değil yani. Bilinçli olarak öyle basıyor adam. Dolayısıyla o bölgede bu referandumda %3 ila %3,7 arasında geçersiz oy var.

Şimdi bu, o 300.000 HDP eksilmesi 400.000 AKP artışı, HDP’ye oy vermiş adamın Ak Parti’ye dönüşümünü ifade eder mi? Bizce etmez. KONDA hesaplamasına göre de etmez. Neden etmez? Çünkü HDP oyundaki eksilmenin asıl sebebi AK Parti’ye dönüşten değil. Hendek savaşları, çatışmaları yaşanan bölgelerdeki sandıkların, mahallelerin bozulmasından dolayı ağırlıklı olarak. Bu sayıyı kesin bilmiyorum. Hükümetin yandaş medyası Sabah’a göre 400 ila 600.000 arasındaydı.  Hendek çatışmaları söz konusu iken bu bölgeden göç etti denen insan Sabah gazetesi tarafından 400.000 ile 600.000 arasında söylendi. Bu aşağı yukarı %1 oy demek. Yani o insanların sandıkları bozuldu. Nusaybin’de, Cizre’de, Sur’da o sandıklar kurulamadı ve o insanlar gittikleri yerde de seçim listelerine kendilerini yazdırmadı. Dolayısıyla seçimden önce yani referandumdan önce bu beklenmedik bir şey değildi.

Referandumdan önce ben her yerde dedim ki potansiyel hayır oylarında eksi bir olacak çünkü Kürt bölgesinde seçime katılamayacak insanlar var.  Beklenmeyen ya da benim için sürpriz olan bir mesele değildi.  O coğrafya, kayyum atanan coğrafya, aynı zamanda OHAL hükümlerinin sürdüğü coğrafya, bütün güvenlik politikalarının, çatışmalarının olduğu coğrafya ve bütün bu hikayenin içinden 300.000 kişinin eksik veya fazla çıkmasını tartışmak Kürtlerin değil Türklerin ayıbı. Dolayısıyla bu kadar hengâmenin içinde Kürtlerin içindeki 300.000 oyun eksik olmasını tartışma konusu yapmak bile her şeyden önce ayıp, Kürtlere de saygısızlıktır.

İşin bir de siyasi ya da insani bir tarafı var ki niye sürekli Kürtlerin 300.000 eksik oyunu tartışıyoruz da Rize’nin %82’sini, Bayburt’un %75’ni neden tartışmıyoruz. Dolayısıyla bu tartışma doğru bir şey değil.  Doğrudan HDP’lilerden mi o 300.000 insan oraya gitti ya da güvenlik sebebi ile oraya taşınan güvenlikçi ekiplerin, polislerin, jandarmanın oyları mı o 400.000 oldu; bunu ölçmek mümkün değil.

Sonuç olarak sayısal olarak konuştuğumuz için sonuç, analizim budur. Yani bu doğru bir tartışma değil.  Hem AK Partinin hem bürokrasinin hem beyaz Türklerin en büyük yanılgısı, HDP’nin 7 Haziranda 6 milyona çıkışı, sonra da 6 milyondan 5 milyona düşüşünün nedenini Kürtlerin siyasi tercih değişikliği yapmış olduklarını sanmaları.  Bu kişiler Kürtlerin yeniden Ak Parti’ye döndüklerini sanıyorlar.

Şimdi buna inandığın zaman Kürtlerin gerçekten bir kimlik taleplerinin olmadığını, meselinin sadece siyasi tartışma içinde bir hareket olduğunu falan sanırsın ve şimdiki bu saçma sapan güvenlik politikalarına devam edersin.

Hâlbuki bizim tezimiz böylesi başka araştırmalardan referandum sonucundan değil. Araştırmalardan gördüğümüz şey şudur ki orda bir sosyolojik kültürel bir taban var ve o tabanın kendi bir rengi var. Nedir o renk? Kürtlerin içinde padişahlardan beri düzene yakın olanların resmi var; bir de muhalif olan kesimin resmi var. Padişah düzene yakın olan kesime kendi feodal beyliğini sürdürme hakkı tanımış, ona karşılık da feodal beylerden asker istediğinde, vergi istediğinde karşılığını almıştır. Şimdi de aynı şekilde devlet kendine yakın olan kesime nakit yardımlarda bulunuyor, ona karşılık da korucu desteği alıyor.  Bir de muhalif kesim var.  Kürtler içinde dindar Kürtler ve seküler Kürtler var. Bu dengelerden baktığımız zaman 2011’e kadar 2011 seçimleri dahil her yüz Kürdün ellisi AK Parti veya öncüsü Demokrat Parti, Adalet Parti, Anap gibi partilere oy veriyordu.  Bölge diye bakınca oranlar böyle değil. Bütün Kürtler o bölgede değil. Her on Kürt’ün yedisi bölgede üçü başkaca bölgelerde. Dolayısıyla %50 AK Partiye oy veriyordur %40’ BDP’ye ya da HDP’nin öncülerine oy veriyordur. Ama Kobane dediğimiz o süreç yani kodladığımız bütün o Suriye, Irak gelişmelerden sonra o dindar Kürtler dindarlıklarından vazgeçtikleri için değil, PKK’nın politikalarını onayladıkları için değil, HDP’nin ekolojik politikasını, cinsiyet ayrımcılığını biliyor da anladığı, onay verdiği için değil ama bir Kürt partisine sahip çıkmak için ilk defa Kürt kimliği ile oy vermeye başladı. Dolayısıyla böyle bir değişim öyle bir seçimden bir seçime olur bir şey değil. Şimdi bile bu değişim elli yıl sürmüş. Böyle altı ay sonra biz vazgeçtik HDP’den biz AK Partiye dönelim diyecek değil. Dolayısıyla bizim o gördüğümüz %50-40 dengesi 7 Haziranda %70-30 HDP lehine dönmüştü. Bunu referandum sonucuna baktığımızda da diğer araştırmalardan baktığımızda da o yetmiş otuz demeyelim de hadi altmış beş otuz beş. Yani işin ana rengi hala başka bir şey.  Bu yüzden bu yanlış ve kısıtlı bir tartışma ayrıca da art niyetli bir tartışma.

Ozan Güler: Peki. Evet diyen on milyonlarca kesim var. Onlarla CHP de dahil olmak üzere solun bir diyalog kurma şansı var mı?  Onlarla da bir irtibat kurulabilir mi sizce?

Bekir Ağırdır: Kurulabilir. Kurulmalıdır da ama bunun ön koşulu sol, evet diyenlerle ya da sol, dindarlarla ya da sol, belli kesimlerle diyalog kurabilir mi şeklinde sorarsan soruyu olmaz. Burada işin kritik noktası şu Türkiye siyasetine baktığın zaman 2011’den sonra tüm seçimlerde -2010 referandumu  dahil hepsine baktığımızda- ortada bir ana renk var. Nedir o ana renk? Kimliklere ve kutuplaşmaya sıkışmış 4 tane parti. Biri az yapıyor, biri çok yapıyor ayrı bir konu. Biri İktidarın partisi, biri sekülerlerin partisi, biri Türk milliyetçilerinin biri de Kürtlerin partisi özü itibari ile. Dolayısıyla biz referandum ya da seçim yapmıyoruz ki her defasında kimlik sayıyoruz. Kürtlerin sayısı 6,5 milyon oluyor, 5,5 milyon oluyor. Dindarların sayısı 18-20 milyon, sekülerim diyenler 11 milyon. Yani kimlik sayımı yapıyoruz her seferinde. Dolayısıyla şimdi bu durumdan memnun muyuz? Değiliz. Neden değiliz? Çünkü kimlik sayımı üzerinden gittiğimizde hep onlar kazanıyor ve Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tüm bu kavşak noktalarda, tüm sorunların çözümünde karar verici kadrolarda bizler yokuz. Dolayısıyla bu sürdürülemez bir şey bizim açımızdan. Kaldı ki Türkiye için de sürdürülemez. Bir kimliğin diğerlerine dayatılması sürdüğü sürece Türkiye demokratikleşmeyi rüyasında görür. O zaman bizim meselemiz oyunu yani oyunu derken siyaset zeminini kastediyorum. Siyaset zeminindeki seçimleri kimlik sayımından çıkarmaktan ve kutuplaşmanın dışına çıkarmaktan geçiyor. Eğer bunu yapabileceksek bu, biz soluz ne yapabiliriz diyerek olmaz. Ya da dindarların hangi duyarlığına cevap verelim diye de olmaz. Herkesin, her kimliğin, kimlikleri aşarak ne söylersek kimliklerini unutacağı heyecanı yaratabiliriz, ne söylersek kimliklerini arka plana atarak bu meselenin peşine takılır diye kafa yormamız lazım. Dolayısıyla kendi içimizde zengin bir dönüşüm yapıp Türkiye için yeni bir ütopya üretmek lazım. Ütopya o kadar heyecanlıdır ki insanlar onun içine katılırken ben Müslüman’ım ama Kürt’üm ama Türk’üm ama demeden o ütopyanın heyecanına sarılır.  Sosyal kavramlar sanayi toplumu kavramlarını, bugünkü problemlerin yarısını açıklıyor doğru. Ama Kürt meselesini sol-sağdan nasıl okuyacaksın? Kürt meselesini konusunda sonuna kadar Kürtlerle savaşalım diyen Doğu Perinçek de kendini solcu sayıyor, Yeşil Sol Parti de kendini sol sayıyor. Bunların hepsi aynı şey mi? Değil. Dolayısıyla mesele sol sağ meselesi olmanın dışında vicdan meselesi. Herkesin hayatına uygun yeni bir ütopya yapmamız lazım. Sorun kırk sekizi nasıl elli iki yapacağız sorunu değil. Sorun insanları ortak bir ütopyaya nasıl dahil edeceğiz sorunu. Sorunuzun cevabı o ütopyanın içinde.

Ozan Güler: Referandumun kazananı oldu mu sizce?

Bekir Ağırdır: Kazananı var. Ak Parti işte. Kurallar geçerli olursa. Burada önemli olan kırk sekiz buçuğun bir kombinasyonu, birlikteliği. Orada Yeşil Sol Partili insanlar da, Kürtler de, Laikler de, Milliyetçiler de, PKK ile savaşmak için kendini gönüllü yazdıran askerler de, Saadet Partisi üyeleri de var. Dolayısıyla Şırnak’la Fatih’i, Beşiktaş’la İzmir’i bir araya getiren ortak bir payda var arada. Ortak payda gelecek kaygısı. Bu çeşitliliktir. Aslında her şey Gezi’deki hikaye gibi. Biz rapor yazarken Gezi Parkı’yla Taksim Meydanını ayırırız. Hâlbuki Erdoğan oradan okudu meseleyi. Yani buradaki mesele herhangi bir profesyonel parti ile yapılaşmamalı. Hiyerarşik bir yapılanmanın içinde olmadığı halde gelecek kaygısı ile hareket eden bir sürü insan var ve bu çeşitliliktir bir yandan. Asıl burada önemli olan şudur üç ay boyunca OHAL kurallarının içinde tek taraflı bir kampanyanın sürdüğü, devletin, devletin kurumlarının tek tarafa çalıştığı, kırk kanalda Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın konuşma yaptığı bir ortamda kusura bakmayın sizin hayır meclislerinde yaptığınız kampanyadan dolayı %48,5 olmadı. İnsanların kendi sağduyusu, seri kanlılığıyla oldu. Dolayısıyla ülkenin geleceği için umut vadeden bir şey bu.

Ozan Güler:  AKP tabanından bir kesim hayır dedi. Sizce hangi gerekçelerle Hayır verdiler?  AKP tabanı, Akp tavanına mesaj mı verdi?

Bekir Ağırdır: Seçmenler mesaj vereyim partiye falan diye oy vermezler. O entelektüellerin ve medya dünyasının kullandığı şablondur. Seçmen gitti tercihini gösterdi. Ondan ne anlam çıkaracaksan sen çıkaracaksın, siyasetle meşgul olan insanlar olarak. Ak Parti içindeki %5 ile %10 aralığında bir grup evet için ikna olmadı. Çünkü içerik olarak baktılar. Bu kadar güç verdiğimiz parti iktidarda istediğini yapıyor daha ne. İki, bu tarafın kaygılarını paylaştılar.  O insanlar başını yastığa koyduğu zaman sokaktaki gerilimin ne olduğunu yani nasıl bir meseleyle karşı karşıya olduğunu hissediyor. Dolayısıyla hayırcılara mesaj vermek için böyle bir duyguyu paylaşarak hayır demiş oldular. Bir yandan da artık Ak Partinin kendi politikaları diyelim bir dönemden sonra ya da mağdur oldukları bir dönemden sonra siyasetin merkezine taşıdıkları muhafazakârların özellikle metropollerde yaşayan bir kısmı cevap vermedi. O taşıma bitti artık. Ak Partinin 2001- 2008’deki ekonomik programı ile şu anki siyasi programı aynı değil. O insanlar o program için oy verdiler. Bugün kimliklerinden bakınca belki Ak Partiye oy verirler. Kimliği içinden baktığı zaman. Ama politika ve somut öneriler olarak baktığınız zaman oy vermezler. Bir kesim o politikaya oy veriyordu. Dolayısıyla bir kesim ya da metropollerde ya da yeni orta sınıf insanlar artık Ak Parti politikasını beğenmedi. Ondan dolay oy vermedi.