Aydın Engin; Kocaman Kilitler ve Küçük Anahtarlar

2019 Sonbaharına daha çoook var, diyorduk. Acelemiz yoktu.

Şimdi var.

2018’in 24 Haziran’ına çok az zaman kaldı.

Siyasal İslam sosuna bulanmış bir küresel kapitalizm ya da küresel kapitalizm sosuna bulanmış siyasal İslam iktidarı devletin dizginlerini elinde tutabilecek ve iktidarını pekiştirebilecek, tek adam diktatörlüğü kalıcılaştırabilecek mi?

Yoksa hukuk devleti temelinde, devletin kuvvetler ayrılığı ilkesince örgütlenmiş, parlamentonun mutlak üstünlüğü sağlanmış bir demokrasi yönünde mi ilerlenecek?

Bu sorular kısa süre öncesine kadar 2019 sonbaharında cevaplanacaktı. Şimdi bu yılın 24 Haziran’ında… Yani çok önemli bir değişiklik yok. Sadece hesaplaşma öne alındı. O kadar.

Seçim beklenmedik ölçüde öne alınınca tartışmalar da alevlendi. Boykot çağrılarından, “Uzatmayın, CHP adayında buluşalım” gibi olmayacak duaya amin diyen çağrılar sosyal medyada ardarda akıyor…

Ancak 24 Haziran üstüne sosyal medyada “klavye silahşörlüğü” ile sınırlı bir etkinliğin ülkenin geleceğini zifiri karanlığa dönüştürecek bir tehlike karşısında tribünlerde oturup çekirdek çıtlatmaktan farkı yok.

Çünkü 24 Haziran, 1950’den bugüne yaşanan genel seçimlerden “biri” değil.  Önümüzde çok köklü ve kabul edilemez bir sistem değişikliği var. 24 Haziran seçimleri AKP iktidarının hedeflediği gibi sonuçlanırsa bu sistem değişikliğinin anayasal ve yasal zeminini oluşturacak.

Başkan değil emir, imam ya da sultan

Buna biraz daha yakından bakalım:

Bir: Kocaman harflerle “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” yazan Meclis duvarına “Egemenlik biraz kayıtlı, biraz şartlı tek adamın, Cumhurbaşkanınındır” yazmak gerekecek.

“Cumhurbaşkanı” terimi aslında bezirgan kurnazlığı ile konmuş bir göz boyama sözcüğü. Bu bal gibi “başkan” demek gerek ve sistemin adına da “başkanlık sistemi“.

İki: Yeryüzünde başkanlık sistemi ile yönetilen ancak demokrasiyi yok etmeden yönetilen ülkeler var. Oysa 24 Haziran’da iktidarının yasal zeminini oluşturmak için üstümüze çullanmış olan siyasal gücün hedefi “demokratik bir başkanlık sistemi” filan değil.

Burada kilit kuvvetler ayrılığı ilkesi. Yargı erki ve yasama erki (parlamento) tarafından sımsıkı kuşatılmış bir başkan yerine İslam’daki emir, imam, sultan terimleriyle tanımlanan bir başkanlık sistemi hedefleniyor.

Üç: Çağdaş demokrasilerin olmazsa olmaz koşulu bağımsız yargıdır. Daha bugünden Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) aracılığıyla hadım edilmiş ve bağımsızlığını büyük ölçüde yitirmiş bir yargı erki var. 24 Haziran sonrasında bu süreç eğer AKP iktidarını koruyabilirse buyruk ve tercihlerine hukuksal kılıf üreten bir “erk“e dönüşecek.

24 Haziran’a doğru

Soru kısa ve yalın: 24 Haziran’da AKP iktidarı ve Tayyip Erdoğan’da somutlanan “başkan” önlenebilir mi?

Yılgınların cevapları bizim ilgi alanımızın yakınına bile yaklaşamaz. Keza sosyal medya zevzeklikleri ile sınırlı bir muhalefet eylemi (?) de bizden ırak olsun.

Önümüzde sayılı günler var. Buna rağmen başarabiliriz.

Evet başarabiliriz.

İttifak kurulsun, ittifak kimler arasında kurulmalı gibi oyalamacalara kapılmadan, ilkeler temelinde bir muhalefet hareketi örgütlemek yükümündeyiz ve bunu başarabiliriz.

Öncelikle milliyetçi önyargıların tutsaklığından bir türlü kurtulamayan CHP ve Saadet Partisi, doğası gereği Türk milliyetçiliğinin partilerinden biri olan İyi Parti, 24 Haziran’a doğru taban kaygıları ile Kürt siyasal hareketine, yani onun yasal partisi HDP’ye uzak durmalarının 24 Haziran’da kaybetmeyi şimdiden kabullenmek demek olduğunu kavramak zorundalar. Selahattin Demirtaş’ın savunmasında dillendirdiği “Seçimin de, Türkiye’nin de geleceğini biz belirleyeceğiz” cümlesi kof bir öğünme değil gerçekçi bir saptama.

Bu özellikle cumhurbaşkanlığı seçiminde belirleyici olacak. Ancak bu belirleyicilik “Erdoğan’a karşı ikinci adayı desteklemek” yalınkatlığına ve ilkesizliğine indirgenemez. Erdoğan’a karşı ikinci tura kalacak adayın, parlamentonun tartışılmaz üstünlüğünü, yargı bağımsızlığı ve çoğunlukçuluk yerine çoğulculuk ilkesini benimsediğini ve bunu temel ilke kabul ettiğini hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak bir açıklıkla ilan etmesi gerekir. Bu olmadan Kürt siyasal hareketine çantada keklik gözüyle bakanlar var. Özellikle CHP saflarında bunlardan çok var. Oysa Erdoğan’ı devirmek ruhsal dengesi iyiden iyiye bozulmuş bir siyasetçiyi indirmekten çok öte anlamlar taşıyor.

Bu önemli. Çünkü başkanlık seçimini yitirmiş bir AKP yama tutmaz; iflah olmaz; kaçınılmaz bir çözülme sürecine girer. Kimse kalkıp “Egemen güçlerin iktidarını kişilere bağlamamak gerekir” yavelerini önümüze çıkarmasın; “tarihte kişinin rolü” üstüne Marksist edebiyattaki zengin kaynakları okusun…

*   *   *

Yazının başlığına bakın: Kocaman bir kilit ve küçük bir anahtar.

Bugün seçimde muhalefet saflarında yarışacak, parlamentoda temsilcisi bulunan dört siyasi parti arasında bir kilitlenme yaşanıyor. Kocaman bir kilit bu. Her biri kendi belirlediği yolda yürümek ve ötekileri bu yola ayak uydurmaya çağırıyor.

Bütün kilitler, ne kadar kocaman olurlarsa olsunlar küçücük bir anahtarla açılırlar.

Anahtar biziz.

Kilitler ise boy boy.

Seçmenler var; “AKP, var olan giderse kaos gelir, düzen alt üst olur” kaygısı ile var olana razı olmaya yatkın seçmenler… Üst katımızda, alt katımızda, sokağımızda, semtimizde, kasabamızda, kentimizde yaşayan seçmenler. Karınca çalışkanlığı ile onlara AKP’nin olası bir seçim zaferinin ülkeyi nasıl bir karabasana dönüştüreceğini bıkıp usanmadan anlatmak “biz küçük anahtarlar“ın yükümü, görevi, ödevi.

Daha büyük boy kilitler ise siyasal partiler ve siyasal hareketler. Onların semt örgütlerinden, genel merkezlerine kadar kapılarını çalıp bıkıp usanmadan, karınca çalışkanlığı ile uyarmak, anlatmak, yine anlatmak ve ilkeler çerçevesinde bir tutum izlemeye zorlamak “biz küçük anahtarlar“ın yükümü, görevi, ödevi.

*   *   *

Bu yazıyı ağırlıklı olarak Yeşil Sol Parti’nin üyelerinin ve onların çevresinin okuyacağını var sayıyorum.

Basın bültenleri yayınlamakla, kendimizin kendimize seslendiği dar toplantılarla yetinmekle, kısaca kitlelerin içinde balık olmadan değerli bir “küçük anahtar” olmayı başaramayız.

Sonucu elbette tek başımıza belirleyemeyeceğiz. Ama zaten denize akan güçlü ırmakların küçücük derelerin buluşması olduğunu göz ardı mı edeceğiz.

Haydi…